. - Terleyen ayağını serinletmek için otobüsün içinde ayakkabısını çıkartıyor. - Üst geçit, alt geçit ve yaya geçidi olduğu halde mutlaka demir parmaklıkları aşarak karşıdan karşıya geçmeyi deniyor. - Yerlere tükürmekte, çöpleri çöp kutusu yerine çimlerin üstüne atmakta hiçbir sakınca görmüyor. - Alt geçitleri, parklarda ağaç altlarını, yakında tuvalet olduğu halde bir tuvalet gibi kullanmakta hiçbir sakınca bulmuyor. - Dörtyol kavşağının tam ortasında bulunan çimlerin üstüne yatarak, ailece piknik yapmayı deniyor. - Yerleşim yerlerinde bir tatil günü, sabahın erken saatlerinde aşırı hız yapmakta ve klakson çalmakta hiçbir sakınca görmüyor.. - Parklarda bulunan patika yollar yerine çimlerin üstünden geçmekte ve çiçekleri kopartmakta hiçbir sakınca görmüyor. - Toplu taşım araçlarında ve umuma açık yerlerde kabuklu kuru yemiş yiyerek kabuğunu yere veya sokağa atıyor. - Şehirlerarası çalışan otobüslerde, otobüsün hareket saatini bildiği halde zamanında gelmiyor. - Toplum içinde esnemek veya nahoş kokular sürünmekten çekinmiyor. - Toplum içinde sakız çiğniyor. - Konuşurken ya da yürürken bir şeyler atıştırıyor. - Öğle yemeklerini, 'sefer tasları' ile çalıştığı iş yerine getiriyor. - Apartman bahçesinde ya da girişinde tavuk besleme alışkanlığını sürdürüyor. - Tiyatroya, sinemaya, toplantılara cep telefonu açık şekilde katılıyor.
“alıntı”
“entry”miz aşağıdadır:Pp …. (ahhh entry ahhhh!)
Kente göç eden insanların, uyum sağlayana kadar geçirdikleri süredeki kültürleri………..mi acaba? ? ? ...........onlara dayatılan kültür? ? ? ......bak ve gör! ...- ;)) …:Pp
Yüreklerinde o çığlığı taşıyanlar ilk geldikleri kültürü henüz kaybetmemiş olanlar... Kaybettiklerinde; bağyan diyen, çay koymayıp çay döken, iyi akşamlar günaydın gibi hoş selamlaşmaları tümüyle unutmuş olan bi yaratık çıkıyor ortaya
Altı yedi yıl önce... Ankaranın oldukça kozmopolit, bol göç almış ama gelir seviyeside oldukça yüksek bir semtinde bir sitede oturuyorum... Üst komşum çok zarif çok hoş bir hanım.. Aynı zamanda yöneticinin de eşi... Karşı dairesine yeni komşular taşınır.. Semanım bütün nezaketiyle gider kapılarını çalar... Bir erkek çocuğu açar... Açılan kapıdan salon görünür.. Abartılı şaşaalı koltukların önünde, yerde halının üzerinde oturan birkaç kadın birşeyler örmektedirler.. Çocuk anne biri geldii diye bağırır.. Kadınlardan biri kapıya gelir..; - Nevar diye sorar Semanım; - Hem karşı komşunuzum hemde apartman yöneticisinin eşiyim.. Hoşgeldiniz demek istedim.. Ve bir ihtiyacınız olur mu diye soracaktım.. der.. Kadın şöyle bir yüzüne bakar; - Bi ihtiyacımız yok deyip semanımın suratına kapıyı kapatır... Ve kadıncağız orada öylece kalakalır.. Şimdi bu öyle arada bi durum ki Ve okadar yabani bir durum ki, kentli desem değil Köylü desem hiç değil (çünkü köylü yoldan geçene sofrasını açar doyurur. Kırk kat yabancıya ne ikram etsin bilemez.. Bu ne acaip bir kültürdür ki; Aynı apartmanda otururken kaç kez apartmanın çift taraflı kapısın suratıma yedim... Kaç kezde bu durumdan kıl payı kurtuldum.. önümden apartmana giren adamcağız, olur a bi şekilde birbirimize dokunuruz da abdesti falan mı kaçar diye yoksa dönüp bakarsa selam vermek zorunda kalır.. hatta o selam vermesede ben mazallah iyi akşamlar günaydın falan derimde zor durumda mı kalır nedendir bilinmez.. Kapıyı tutmasını filan hiç beklemiyorumda o kaçar gibi gidiş o kadar zavallı bi durum kii....:(((
.
- Terleyen ayağını serinletmek için otobüsün içinde ayakkabısını çıkartıyor.
- Üst geçit, alt geçit ve yaya geçidi olduğu halde mutlaka demir parmaklıkları aşarak karşıdan karşıya geçmeyi deniyor.
- Yerlere tükürmekte, çöpleri çöp kutusu yerine çimlerin üstüne atmakta hiçbir sakınca görmüyor.
- Alt geçitleri, parklarda ağaç altlarını, yakında tuvalet olduğu halde bir tuvalet gibi kullanmakta hiçbir sakınca bulmuyor.
- Dörtyol kavşağının tam ortasında bulunan çimlerin üstüne yatarak, ailece piknik yapmayı deniyor.
- Yerleşim yerlerinde bir tatil günü, sabahın erken saatlerinde aşırı hız yapmakta ve klakson çalmakta hiçbir sakınca görmüyor..
- Parklarda bulunan patika yollar yerine çimlerin üstünden geçmekte ve çiçekleri kopartmakta hiçbir sakınca görmüyor.
- Toplu taşım araçlarında ve umuma açık yerlerde kabuklu kuru yemiş yiyerek kabuğunu yere veya sokağa atıyor.
- Şehirlerarası çalışan otobüslerde, otobüsün hareket saatini bildiği halde zamanında gelmiyor.
- Toplum içinde esnemek veya nahoş kokular sürünmekten çekinmiyor.
- Toplum içinde sakız çiğniyor.
- Konuşurken ya da yürürken bir şeyler atıştırıyor.
- Öğle yemeklerini, 'sefer tasları' ile çalıştığı iş yerine getiriyor.
- Apartman bahçesinde ya da girişinde tavuk besleme alışkanlığını sürdürüyor.
- Tiyatroya, sinemaya, toplantılara cep telefonu açık şekilde katılıyor.
“alıntı”
“entry”miz aşağıdadır:Pp …. (ahhh entry ahhhh!)
Kente göç eden insanların, uyum sağlayana kadar geçirdikleri süredeki kültürleri………..mi acaba? ? ? ...........onlara dayatılan kültür? ? ? ......bak ve gör! ...- ;)) …:Pp
''En İyi Ara Kültür Tanımı Ödülü''nü kuduzun röfle tanımına vermek üzereydim ama bu da çok iyi... :)))
kültürün röfleli olanı ;) göç edenlerde gelişiyor olsa gerek...
Yüreklerinde o çığlığı taşıyanlar ilk geldikleri kültürü henüz kaybetmemiş olanlar... Kaybettiklerinde;
bağyan diyen, çay koymayıp çay döken, iyi akşamlar günaydın gibi hoş selamlaşmaları tümüyle unutmuş olan bi yaratık çıkıyor ortaya
ara kültür deyince benim de ilk aklıma gelen 'sıkışmış' terimidir...sevdiğim birinin dediği gibi, şalvar altı g-string...- ;))
Altı yedi yıl önce... Ankaranın oldukça kozmopolit, bol göç almış ama gelir seviyeside oldukça yüksek bir semtinde bir sitede oturuyorum... Üst komşum çok zarif çok hoş bir hanım.. Aynı zamanda yöneticinin de eşi... Karşı dairesine yeni komşular taşınır.. Semanım bütün nezaketiyle gider kapılarını çalar... Bir erkek çocuğu açar... Açılan kapıdan salon görünür.. Abartılı şaşaalı koltukların önünde, yerde halının üzerinde oturan birkaç kadın birşeyler örmektedirler.. Çocuk anne biri geldii diye bağırır.. Kadınlardan biri kapıya gelir..;
- Nevar diye sorar
Semanım;
- Hem karşı komşunuzum hemde apartman yöneticisinin eşiyim.. Hoşgeldiniz demek istedim.. Ve bir ihtiyacınız olur mu diye soracaktım.. der..
Kadın şöyle bir yüzüne bakar;
- Bi ihtiyacımız yok deyip semanımın suratına kapıyı kapatır... Ve kadıncağız orada öylece kalakalır..
Şimdi bu öyle arada bi durum ki
Ve okadar yabani bir durum ki, kentli desem değil
Köylü desem hiç değil (çünkü köylü yoldan geçene sofrasını açar doyurur. Kırk kat yabancıya ne ikram etsin bilemez..
Bu ne acaip bir kültürdür ki;
Aynı apartmanda otururken kaç kez apartmanın çift taraflı kapısın suratıma yedim... Kaç kezde bu durumdan kıl payı kurtuldum.. önümden apartmana giren adamcağız, olur a bi şekilde birbirimize dokunuruz da abdesti falan mı kaçar diye
yoksa dönüp bakarsa selam vermek zorunda kalır.. hatta o selam vermesede ben mazallah iyi akşamlar günaydın falan derimde zor durumda mı kalır nedendir bilinmez.. Kapıyı tutmasını filan hiç beklemiyorumda o kaçar gibi gidiş o kadar zavallı bi durum kii....:(((
Gecekonduda yaşayıp ne şehirli ne de köylü olamayan insanlardı eskiden...Şimdi ne acıdır ki toplumun geneli..