dünyanın en zarif yaratığına,
Nazım’ca
“korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
felek dediğin nedir ki
soyut mudur, somut mu
defolu mu,mükemmel mi
görsel mi, işitsel mi
gerçeğe gözlerini yummak mı
körü körüne bağlanmak mı
gökyüzüne
bir vaveyla
bir çığlık yükselir ki
Eylül’dü
günün ortası
oracıkta yatıyordu
sevdayı teğelledim
duyguyu eledim
gökyüzünün söküğünü diktim
can suyu verdiğim çiçeğe
eğilip usulce
hatırını sordum
vazgeçilmezini
kaybettin mi bir kez
çaresiz
geri dönüşümsüz
sersem dolaştıran
üryan bırakan
yüreğime ektiğim
hep tomurcukta
yediveren açan fidanımdın
şimdilerde
solmaya yüz tutan
ensen zengin kalınlığında
kadın görünce
şaşı olursun
fötr şapkanla
kravat sıkar boğazını
üç kat göbeğine rağmen
haksız, saldırgan, hain, vahşi,
hükmetme, yok etme dürtüsüyle
daha dün Nazilere ezdirdiğin kimliğini
zulmü, ölümü yaşamamış
yerinden yurdundan edilmemişçesine
sırtını dayadığın at hırsızları
az gittik, uz gittik
bu yolda
epey mesafe katettik
yolları mesken
acıyı dost
elem ve kederi
savunmasızlığımda yakaladın
felek
mundar ettin geleceği
üşüdüğümde
sıkıntılarla
örttün üstümü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!