Nâr-ı Aşkın Serabı
Zifiri bir gece düştü payıma, elimde hürmetli bir niyaz,
Göğsümde sönmeyen nâr-ı aşk, dilimde dinmeyen avaz.
Aynasını astı ay göğe, cümle alem perişan düştü yıldızlar yerlere,
Kumsuz çöller geçtim ben; meğer tenimi yakan hicranmış,
Her adımda benden bir parça döküldü, varlığım meğer talanmış...
Kervanlar geçti yanımdan, ben çöllerin ortasında viran,
Sıcak kumlara fısıldadım adını, rüzgâr fısıldadı: “Yârân...”
Bir akşam Yunus çıktı karşıma, gözleri nûr,
Ne ararsın dedi.
Dedim Yâr.
Yâr nerede?
Gönlümde… ama gönlüm mahzûn, gönlüm kor.
Yürüdüm.
Tabduk’un dergâhında eğdim başımı,
Unutayım mı? dedim.
Sev, dedi,
ama sevdanı put etme, yakma özünü,
Yârı sev, yansın içinde ateşi
Kalsın sende, ama atma onun közünü
Hacı Bayram’ın avlusunda
akşam kızılı çöktü yere.
Ne istiyorsun dedi.
Dedim Vuslat.
Öyleyse firkatten geç dedi,
her kavuşma önce bir ayrılık giyer.
Sen sen ol dert etme, sabreden muradına erer.
Atina’da Platon’a rastladım,
mermerler ağlıyordu ay ışığında.
Aşk nedir?
Sonsuzu aramaktır bir suretin koynunda.
Seni düşündüm.
Senmişsin meğer sonsuzluk, kalbim feda uğrunda.
Gece, ney sesi,
Gökte yarım bir hilâl.
Mevlâna’ya sordum:
Bu aşk niçin böyle yakar?
Çünkü,” dedi,
“Yanmayan gönülde ne sır kalır ne de hâl.
Ve sustu.
Dedi ki nedir bu ahval?
Bir şem‘ gibi eridim,
Pervâne gibi döndüm.
Ateşin koynunda kendimi buldum;
Sende değil, seni sevmenin sırrında yandım.
Ve Dondum.
Çölün sıcağında ,
dondum.
Şimdi gecedir…
Uzakta ikimizin şarkısı çalar,
gecenin bağrını yırtarcasına.
Ben dinlerim,
içimde bir şehir ağlar.
“Yoksa elveda mı?” derim.
Cevap yok.
Yalnızca rüzgâr…
Yalnızca hazan…
Yalnızca içimde
yıkılmış bir divan.
Ey sevgili, senden bana ne kaldı?
Bir avuç hicran,
bir damla firkat,
ve bir dua:
“Ya Rab! Onu nasip etmediysen bana,
muhafaza et sevgisini rahmetinle bu canda…
Kayıt Tarihi : 15.08.2026 14:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!