Masa başı kağıt, kalem kalabalık
Ne konuşan var,nede bir şeyler anlatan
Onlar bana,ben onlara öylece bakakaldık
İsteksizlik var ortalık ta,uzak kalınıyor yazmaktan
Kalem tutan ellerim yorgun isteksiz kalıyor
Kütüphane
Aman o da ne
Kütüphane
Nereymiş orası
Önemli degil
Duymadım adını
Yanıyor san ki ateşlerde gönlüm
Bu çileyi çekecek ne suç işledim
Gurbet de mekan yoktur her nokta evin
Suçluya ceza verilir ama benim suçum ne?
Arşınlarsın yolları zaman belli değil
Evin durduğun nokta damın gök yüzüdür
Zora ki gülmek yakışmıyor bana
Hapsedemiyorum yüreğimde ki acıları
Zora ki konuşmak yakışmıyor bana
Bilemiyorum dudaklarımdan çıkan sözleri
Yakışmıyor bana kara kara düşünmek
Yağmur zannettim akan göz yaşlarımı
Fırtınaya dönüşmüş gönül duygularımla
Kar beyazı şaclar kaplamış başımı
Dertler,belalar sanki dost olmuş bana
Gündüzü ayıramadım gecelerden
Yangın varsa uzat elini yanarsa yansın
Yalan varsa uzatma elini bırak hepten yansın
31.12.2004 Yıldız tepe
Düştü gönül yar derdine düştü
Beni bir kenarara bırakarak
Düştü gönül yar derdine düştü
Yaşadıgım dünyayı bende bırakarak
Kaldıramam bu yükü bundan sonra
Sabah saatleri ile başlayan güzel günlerin
Akşam karanlığına kadar neler getireceği
Ömrü ve nasibi olanlar görür o vakte kadar
Bellidir alın yazısında ama okumak ne çare
Kul olarak dileğimiz bu saatler için
Güneşin kızıla döndügü saatlerde
Beni bırıkıp gittigin yerdeyim
Güneşin alaca karanlıgı yırttıgı saatlerde
Bırakıp gittigin yerlerde nöbetteyim
Şahittir halime gecenin ayı ve yıldızları
Her gün kopuyor ömür takviminden bir yaprak
Kendi bildigine akıp gidiyor zaman dur diyen yok
Sonu nedir,sonuç nedir,hüsrana uzanıyor ömür
Daha doymadım ki hayata,hayatla sendeleniyor ömür.
Biçilmiş kefene sayılı günler desek,yok öyle şey




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!