Güle düşen gözyaşı
Gençliğim
Ucuz pazarların, kör alıcısı
Bu sessiz vedalar kadar çaresiz
Küstüm barışa
Artık kim götürürse götürsün bu zeytin dalını
Musa’nın alnını kirletenlerin
Nedenleri varsa
Yanakları kızarmış bir ar taşısın
Hüzünden Hicret
Hüzne saplanmış bir soluk düşüyor âfâktan
Akıllara bildirilmemiş matemle uyanıyor Mekke
Sokaklar, alabildiğince sancılı olabildiğince ağlamaklı!
Sevgilinin vedasına nöbetçi hüzün
Tabirsiz rüyalardan uyanıyorum
Son günlerde,
Hayra yormak zor
Sayıklarken dilimden düşeceksin diye,
Selamsız sabahlarda uyanıyorum
Mezopotamya
Ne zaman düşünsem
Topukları kanayan kız çocuğun olurum!
Acıtır, payıma düşen kader
Ayak Sesleri
Geniş zamanlarda bölüştüler bizi
Bitap, kırgın ve kırılgan hallerimiz
İştahını kabarttı köklerimizde kurtların
Siyahın en güzel hali
Gıpta ile seyrederken beyzayı
Gözüm hep takılır
Siyahın bendeki sevinişine
Gözlerin karın düştüğünü hiç gördümü Bilal?
Gözyaşı kumbarası
Önce bir sancıydı kasıkları inleten
Sonra…
Yürürken ayaklarım altından kayan zemin.
Sevinmeyi geç öğrendim
Hirâ
Kapına fesleğen koy gözlerim
Bir miski Amber yayılsın yeryüzüne
Gönül dehlizinde sakla umutlarını
Olaki!
Vakit
Haddini aşmış bir kin
Uhud’un üstüne sinmiş
Siyah bir cumartesi
Zembille sarkıtılmış ürkek şevval
Yamaçlardan düze inmiş uğultu
Sonsuzluğa uzanan hayat yolun başarılarla ve mutluluklarla dopdolu olsun! Sonsuz saadetler diliyorum!