Ömrümün son demine
Düşen bahar gibisin.
Her saat gözlerime
Dönüp bakar gibisin.
Aşkın tüter tenimden
Sen ne biçim insansın anlamadım ki?
Bundan sonra adımı yaz alil alil
O sahte sevgilinin tutup elinden
Akdeniz kıyısında gez alil alil
Sevda mesleğinde çıktık ya çırak
ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER(23) : İsmail Maşûkî
Mustafa CEYLAN
**********************
Dünyanın en zor işi kendini arayan adam hakkında bir şeyler yazıp, söylemektir. Düz değildir çünkü o, başladığı ve bittiği yer yoktur, hatta başladığı ve bitiği diye tarif ettiğiniz yeri birbirine eklediğinizde onun gerçek spiralini oluşturursunuz. Mustafa Ceylan’da öyle birisidir. Her gün değişir. Her gün doğan güneşin aynı olmadığı gibi o da aynı değildir. Hatta ona dair yazmak, hatta yazmaya kalkmak, ilk cümlemde dediğim gibi, bilinmeyen bir şehirde kaybolmak gibidir. Elindeki harita farklı, şehir farklıdır. Sadece aradığın adres belli, ama ne adresi bulursun ne de ona götüren yolu. Aşk şiiri diye başladığı şiirde aslında bir de bakarsın ki o Antalya’yı anlatıyordur.
Uzun zamandır tanıyorum onu. Hatta yazdıklarını kendinden önce tanımıştım. Dünyanın yuvarlaklığını anlamak için ilkokul çağlarında verilen örnek gibi. Denizden gelen deniz aracının önce sesini, sonra dumanını, sonra bacasını ve sonra da kendini görürdük. Bu deniz cisminden kaynaklı bir durum değildir yalnız. Tamamen dünya ile ilgili fiziksel bir gerçek. Ceylanı da öyle tanıdık. O da bu “yuvarlak dünyada” yaşayan sağlam kalmış yolunda yürüyen bir şair, iyi bir dost, afacan bir çocuk olarak gördük. Önce yazıları, şiirleri, sonra uzaktan parlakça bir baş, sonra da kendisini cismane gördük.
Bu yazıyı yazarken “Neden Mustafa Ceylan Şiiri” idi başlık. İnsanlar neden Ceylan’ın şiirlerini okusunlar ya da okurlar. Ben aslında onu tanımadan önce bu yazıyı yazsaydım, daha farklı şeyler söylerdim. Ama şimdi kendisini tanıdık ve diyeceklerim değişti. Evet değişti. Dolayısıyla ben geçmişe gidemem, gitmekte istemiyorum. Oraya gidersem evet eski benim okuduğum bildiğim Ceylan’a ulaşırım ama bu sefer eskideki ben’e de ulaşırım ki, eski sayfaları ve yaraları yaşarım. Bu sebeple bugünkü Ceylan’ı tanıdığım Ceylan’ı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yâr elinden bâde içtim ayıldım
Gerçeklerde geziyorum çok şükür.
Aşk bir deniz, hasret dalga, ben ceviz
Ortasında yüzüyorum çok şükür.
Yâr elinden bâde içtim beş kabtan
Sevgili Gönül Dostları,
Bildiğiniz gibi 17 Şubat 2007 tarihi, Sevgili AğaBeyim Mustafa Ceylan’ın 41.Sanat Yılı Etkinliğini kutladığı tarihtir. Rahatsızlandığım ve doktorun seyahat etme yasağı koyması sebebiyle Antalya’ya gidemediğim ve yanında olamadığım için üzgünüm. Duygularımı kaleme aldım ve paylaşmak istedim.
Hepinize sevgiler sunarım.
***
Bacak kadar boyunla
Türlü çeşit huyunla
Akıl ermez oyunla
Fırıldağa dönmüşsün
Dönek, kaypak denilen
Alev dudakların hep böyle kalsın,
Aşkımı ellere duyurma canım.
Yosun bakışların tek beni bilsin
Gözümden gözünü ayırma canım.
Aşk bu yaştan sonra cin gibi çarpar,
Canıma okudu bu şiirler, bu şehirler
Şarkılara işledim çağrılarımı
Ve ağrılarıma ağrı kattı küf kokan meyhaneler.
Çare bulmaz, bulamaz Lokman Hekim,
Kırılan aynalarda bir yetim memleketim
Serçe kanadıyla geliyor musun?
Gece atlarının uyuşmuş sağrısına
Işıkla harman eyle kamçılat beni.
Moru küllenmiş bir duman tüter başı sisli dağlarımda
Gömgök ter, korku dolu bir duman
Bir duman ki inmiş ülkemin caddelerine
Sayın Mustafa Ceylan;
'Erzurum Gelin Geldi Gölü Efsânesi' şiirinizi okudum,. Çok beğendiğimi ifade etmeliyim, elinize sağlık
EREN HAKKINDA YAZILAN YAZILARIN BİR KISMI
ARİF'TİR O
Arif’tir arifliği vurur yüzüne
Bakarsın Eren’lere karışır bazen
Mevlana’ca düşünür, Yunus’ça konuşur
Kâh derviş olur, kâh semazen
Kars’tan ta Edirne’ye
Edirne’den ta Kars’a kadar
Yekvücut Anadolu O
...
SABİT İNCE' NİN ŞİİRSEL YOLCULUĞU
“Kim ne derse varsın desin,
Benim derdim Anadolu.
Dost düşmanım bunu bilsin,
Benim derdim Anadolu.
Varım yoğum feda olsun
Canım, kanım helal olsun,
Ben de varım diyen gelsin,
Benim derdim Anadolu.
Dağları gard ...