Şimdi iki ayrı "uykudayız"...!
Ama rüyamız bir mi belli değil!
Belki "kitabın" arasındaki
Unutulmuş "ayraç" olurum.
Belki "vazodaki" solmayan
Şimdi ikimiz de aynı "yeminle" duruyoruz...!
Farklı "coğrafyalarda" bile.
Benim için her "gündoğumu"
Senin attığın "ilk adımdır".
Senin için her "ay ışığı"
Şimdi şehirler ötesinde...
Ama kim bilebilir?
Belki bir "ışık" huzmesiyle
Pencerenin önüne konarım.
Belki de "deniz" olur çarparım
Bir yangın var içimde, her köşe ona dar,
Bu aklı başında ortam sanki bir tuzak.
Korkunç bir imtihan bu, sabır denen yalvar,
Sakin oturmak ne büyük bir yük, ne yazık.
Tutanaksız bir çığlık göğsümde sıkışan,
Sabrımı zorlayıp, sınırı aşma,
Çıkacak sonucu, beğenmezsin sen.
Kendini dev sanıp, boşa uğraşma,
Haddini aşarsan, beğenmezsin sen.
Hiç gitmeyecekmiş, gibi severim,
Siper ettim göğsümü, dost bildiğim okuna,
Gönül verdim uğruna, bakmadım hiç sonuna.
Yarayı açan elden, derman ummak beyhude,
Vuran kendi canımsa, söz bitmiştir bu yerde.
(Kadın):
Sırrımı sakladım derin kuyuda,
Dillerim tutuldu, diyemedim yar.
Ruhum uyanıkken, nefsim uykuda,
Gerçeği kimseye yayamadım yar.
Q
Sırtımda bin hançer, heybemde dertler,
Ben kalın surları yıkıp gelmişim.
Gözümde küçüldü onuru yerlerde devler,
Kendi prangamı söküp gelmişim.
Sanma ki önünde eğilir bu baş,
Sırtında rütbenle dağları aşsan,
Toprak çiğneyecek gölgeni bir gün.
Kendi gölgen ile yarışıp koşsan,
Menzil bekleyecek gövdeni bir gün.
Yaldızlı sofranda bitmez iştahın,
Sırtında yamalı hırka varsa adın "dilenci" kalır,
İpekli kaftan giyersen itibarın arşa varır.
Fakir dert yansa "isyan" denir, boynuna zincir vurulur,
Zengin masaya vursa, adı "kararlılık" konulur.
Yoksulun öfkesi "terör", zenginin öfkesi "karizma",




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!