Müneccim Sual Eyledi Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
2875

ŞİİR


6

TAKİPÇİ

Müneccim Sual Eyledi

Müneccim sual eyledi, lisan-ı gayb ile;
Nereye varır, bu matem ufkunun son durağı?
Garip fısıldadı, lisan-ı can ile;
O, bu topraklarda yeşeren, bir nebat değil,
Bir başka kâinatın, rüyasında deveran,
Farklı bir mevsimin, gölgesinde cereyan,
Öte bir alemin nidası,
Ah o yüce kederler,
Uzak diyarların cefası.
*
Ağlayan bir requiemin, sonatı gibi dindi tufan,
Bir kukladan dökülen, amin gibi karıştım enginlere,
Ey rüyasız yataklar, saflığın paslı mahzenleri,
Ey karakterlerin pençeleri, arsenikli veda kartalları,
Ey çöküşün ve zevalin, gam-efzâ baladları,
Nice putlar saklıdır, çatlak sesli gövdelerinizde,
Kelam eskiyor, suskunluk dahi sövüyor mısralarınıza,
Ve hicap, kovulmuş cinler dokuyor kuytularda saçlarınıza.
*
Fakat ben, ıssız ve dipsiz vadilerin derininde,
Kürenin sarkacına asılı, karlı bir pusula gibiydi bakışlarım,
Van Gogh fırçasında, boğulurken sanrılı düşlerim,
Şafağın kadife bakışlı, sarhoş tüllerinde,
Beyaz eldivenle çalınmış, gri bir ağıt yankılanırken,
Babil’de, lal rengi bir baykuşta yitirdim benliğimi,
Sözcüklerim kızıl step seraplarıydı, avcumda mahşer zümrüdü,
Lügatimin çarkında eziliyordu, devir beyhudenin neminden,
Ruhum bir pieta çellosunda, kırılan kehanetle sekerken,
Tahammülsüz prizmalardan sarkan, bebek ağlayışlarındaydı parmaklarım,
Solgun bir freskle, ecel damarlarımda gezinirken.
*
Ufalanmış mozaikler gibi, saçılıyor asırlar,
Kristal bir feryattı kasaba, akislerde dövünen inkar,
Bense, kürenin çekirdeğine mıhlı, bir matem yolcusu,
Raydan çıkan, gece rengi vagonun buğusuna kazılı, silik bir yakarış,
Traversler boyunca, hiç duyulmayan,
Hücrelerimde katılaşmış hayaller var, cildimin kametlerinden,
Ve kıvılcımlı nazarlarda cereyan, dramatik bir rüya.
*
Suretimde köpürüyor, limansız deryalarda rotasızlıklar,
Her cihet, bir ademin göz çukurunda, lirik bir bora,
Her tırnak ucu, bir başka talihin sır saçan askerleri,
Aşk perver bir arpın, tellerinde can veren besteler,
ve bir yetimin ah etmesiyle yarılan, felek daireleri,
Evrensel sahneye düşen, son adagioyla titrerler,
Genime damgalı akşamlar, susturuyor seraphimleri,
Sessizlik rüku etmiştir şimdi, putperest mabetlerde,
Yaradan’ın huzurunda boğmuştur, ulvi heceleri.
*
Şefkat, şimdi bir çıkmaz sokak müptelası,
Körelmiş bir hançer gibi yitirilmiş.
Sefil bir aşık, gizleniyor viranelerde;
Kirpiklerinde gökler çürümüş,
Sürgülü hisarlar vardır metropollerde, hülyalarında kanlı manzumeler,
Kefen ipliğiyle, bağlanmış çığlıklar,
Dakikalar, kör bir aktör gibi, düşüyor boşluğuna devranın,
Zihnimde, boşaltılmış otobüs garları: camları tıksıran anılar,
Sırlarda, şahsıma rastlamıyorum artık,
Ayna kıymıkları gibi inler, bağırır, lahitlerde her kabristan,
Kışın bağrında, kan iziyle solan, manolya çiçekleri gibi,
Mezarından sökülüp, çarmıhta tekrar asılan,
Düşkün bir onurun, gözlerinde sönüp yanıyor beşeriyet.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 16:18:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!