Bir gün daha doğdu kederin o karanlık rahminden,
Gece puslu kefenini üzerinden dağıtmadan henüz.
Bir gün daha kanadı, bir gün daha eksildi ömrümden.
Yoksul evlerin soğuk beşiklerinde büyüyen o çığlık,
Yırtar sabahın sessizliğini, bir hançer gibi sessizce.
Yaralı perdelerin yırtığından sızar o yorgun ışık,
Aydınlatır kuytuda unutulmuş o mağrur kimsesizliği.
Aldanma ey yar…
Sisli düşlerimin üzerine koca bir çınar gibi devrilir zaman,
Eksilen ömürdür aslında, doğan gün değil inan.
Evet, sen yoksun artık, yüzün yok.
Teninin kokusunu çoktan sildi bu hoyrat rüzgâr,
Yağmur bir mülteci gibi, uğramıyor bu şehre.
Hani denizden bir meltem gelip okşardı ya içimizi,
Şimdi o boşlukta, kimsesiz fırtınalar kopuyor.
Anılar, bir pusu gibi yoluma döşenmiş birer mayın,
Adım attıkça infilak eder içimde binlerce hüzün.
Ve dumanlar arasında yitip giderken ömrüm,
Zemheri bir ayrılığın kışında kar gibi gittin,
Şimdi nerededir o efsunlu, o ay parçası yüzün.
Ben burada susturulmuş bir kentin sağır meydanında,
Kırık bir dal gibi boynu bükük, bir namlu gibi beklerim seni,
Sırtımda vedanın o dilsiz küfesi, içimde ihbar edilmiş sancılar.
Sessizce yarım kalmış bir türkü gibi düşerim yollarına.
Yorulmuşum artık, tozlu patikalarda gölgeni sürmekten,
Yorgun düşmüşüm, mevsimleri birer birer devirmekten.
Tüketmişim ömrümün gariban sermayesini,
Hangi kapıyı çalsam ardında o tanıdık, o kadim yalnızlık.
Şimdi hangi kuşun kanadında mülteci kalmıştır sesin.
Hangi pınarın suyuna karışıp, deryaya akmıştır nefesin.
Kayıt Tarihi : 10.2.2026 14:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!