Zamanın dikiş yerleri söküldü önce, Senin boşluğun değil, benim varlığım ağır gelmeye başladı şehre. Gidişin; bir kapı çarpması kadar gürültülü değildi oysa, Bir kar tanesinin toprağa düşüşü gibi, İnce ince, sinsi sinsi ve dondurarak bitti her şey. Ben seni rüzgâr sanmıştım, meğer nefesimi kesen bir uçurummmuşsun.
Hani o sabahlar vardı ya, güneşin doğuşuna mazeret saydığımız? Artık güneş sadece bir gök cismi benim için, bir umut değil. Eskiden "biz" derken dudaklarımın kenarında açan o çiçekler, Şimdi kurumuş birer yara izi gibi sızlıyor. Meğer ben senin gelişine değil, Kendi gidişimi senin yoluna sermeme yanmışım.
Sana "geri ver" dediğim ne varsa; gülüşüm, ışığım, uykularım... Hepsini birer kurban gibi bıraktım o geçtiğin yollara. Sakın geri getirme! İstemem artık eksik bir ruhun yamalı parçalarını. Artık ne sabahın ayazı korkutuyor beni, ne de gecenin o dipsiz karanlığı. Ben en büyük ayazı, senin "aydınlık" sandığım sahte ışığında yaşamışım.
Yanıldın... Ruhum duydu, kalbim gördü ve aklım nihayet gerçeği tattı: Sen benden gitmedin, sen bende hiç var olmadın. Yandığım yetti, şimdi küllerimi bile sana bırakmıyorum. Çünkü sen, rüzgârı bile hak etmeyecek kadar durgun bir yalansın. Kendi yangınımdan çıkardığım bu şiirle, Sende hiç başlamamış olduğumu kabul edişimi mühürlüyorum
Geriye bakmıyorum; çünkü artık orada, beni bekleyen bir 'ben' bile kalmadı."eyvallah
Mesut Özdemir 3Kayıt Tarihi : 30.12.2025 19:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!