Mescidin kapısına gittim bugün,
Eskimiş anıları derdim bugün,
Kılınan namazları gördüm bugün,
Ey yâr-ı bî-vefa gel mescid açık.
Mescid kapısında beyaz mermer,
Onca düşman geldi, kıramadı gönlümü;
Sen bir vuruşunla viran ettin gönlümü.
Güven mülkümün yegâne sembolüydün,
Ah, o gözlerdeki ateş nedir?
O cilvedeki yakıcılık nedir?
Ben gözümü hep kaçırdım,
Ondaki bu güzellik nedir?
Kaltaban! Gebermeye de yakınsın,
leş olmayada.
Yılanın son çırpınışı,
eşeğin son anırışı.
Melun! Kokuşmaya da hazırsın,
birisi yüzüme kar topu attı,
buzlanmış olan kar yüzümü yaktı,
soğuktan gözümden yaş aktı,
aslında yaptığım hatanın bir cezasıydı.
Acı bir rüzgar esti balkonda otururken,
Yandı içim karanlıkta doğruları ararken,
Anne duyuyorsun ben gecelerce ağlarken,
Yardım etmiyorsun feryadımı duyarken!
Dostlar gülermiş gözümün içine bakarken,,
Sen bizim gönlümüzde birinci olacaktın amma,
okey masasında dördüncü olmayı seçtin.
Sen bizim soframızda gül şerbeti olacaktın amma,
meyhane sofrasında mey olmayı seçtin.
Eren Efendi, soğuk derler,
Yüzü asık, kibirli derler.
Canı tatlı, yorgun derler,
Bilmezler bunların sebebini.
Eren Efendi, ermiş derler,
Na’parsın toprak altında Müzeyyen,
İmtihandan haber ver Müzeyyen.
Münker ve Nekire selam söyle,
Biz de yakında geleceğiz Müzeyyen.
Gömün beni İstanbul'un bi-vefa toprağına,
Atın beni boğazın vicdansız sularına,
Asın beni Gülhane'deki ceviz ağacına,
Ey Hüda! günahlarımla geldim karşına.
Bilmezler imtihanı pek kolay olanlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!