Mâdem Allah var, her şey sana yâr.
Kimse duymasa da elbette O duyar.
Sen ki dolaşsan âlemi diyâr diyâr,
O’dur en güzel vekil, gayrısı ağyâr.
Zeval-i lezzetten kalan, âh u keder.
Bilmez misin bâd-ı hazân gibi niçin eser Yûnûs? Zâhirde değil ihfâdadır Bağdat, Suriye, Tunus.
Emvâc-ı zulmün içinde garkolan diyor ki imdât! Bahra naz'r, kûşe-i cennette nasıl duysun ki Vedat.
Haziran 2016
Heyhat! Gadre gark oldu sefinemiz,
Mezarımız umman olmasın Ya Rab!
Harami talan eder definemiz,
Cevâhirin saman olmasın Ya Rab!
Âh İstanbul, Ankara sevdirdi seni.
Âşıklar kervanına katıver beni.
O ruhsuz, gri kentin bıkmışken adından.
Bir bahar vakti gördüm, gülşen çehreni.
Ben; helâl, haram demeden dünya yutan.
Nefsini azdıran, ruhunu uyutan.
Doğru benim diye de vicdan avutan.
Mazlûma sırtın dönen, zâlimi tutan.
Anla artık, yol sona gelip dayandı.
Geride bülbül giryân, gülistan yandı.
Bir otel odası, yalnız ve yaban.
Yağmurlu camlardan baktığım zaman,
Kurşunî şu semâ yere mi inmiş,
Yoksa gökte mi bu dumanlı orman?
Yeşili solmuş, hayal meyal ağaç.
Yâ hayat, bu muydu sen’len kavlimiz?
Kim derdi ki böyle olacak hâlimiz.
Kaç odun var şu ateşte dahlimiz?
Yaktın murâdımı, sana ne diyem.
Bir kuş idim, uçar iken yüksekte.
Esaretin ilk günü, hürriyetin sonuncu.
Demir dev bir kafesteyim, zemini turuncu.
Bir cinnet müstatili; ortası mâvi renkli.
Turuncu tişörtlerle ne kadar da ahenkli.
“Bitti” denilen yerde, yine yeniden biteriz.
Belâ esrârdan perde, dest-i esbâbı iteriz.
Ya biz küseriz dünyaya yahut o küser bize,
Ârif aldanmaz riyâya, fettân gülse de yüze.
Üzmesin seni bu nâdan gürûhu,
Neler geçmedi, “Bu da geçer Yâ Hû”
Yalanla ölmez, hakikatin ruhu,
Kimler gitmedi, “Bu da gider Yâ Hû”
“Hüda bes, bâkî heves” demiş pîrân.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!