Yılların şarabına karışmış ruhum
Ölümün dudaklarında tek umudum
Yüzüm buruşmuş mu
Yoksa ben mi yanlış yaşıyorum
Her ne kadar tutsam da gurbetin ellerinden
Koltuk altımda taşırım arzuhalleri
Günün en uslu saatlerindeyim
Alaca bir sessizlik çökmüş içime
Zamandan zamana kayıyorum birden
Gözlerimle duvarları yıkarken
Kar yağdı bu sabah
Herkes bir şeyler mırıldanıyordu yine
Gecenin karanlığıdır el attığım
Beni, içine bir nefes gibi çekiyor
Duvarlara anlatırken bu durumu
Sadece dinliyor ve susuyorlar
İnanç, nedir?
Bir yokuşu çıkarken karşılaşalım
Yüreğim tutsun yüreğini
Bir yudum alırken çayından, gülelim
Yüreğim ısıtsın yüreğini
Uçmayı kuralım düşümüzde
Ağacın gölgesine yaslanalım
Kapıyı çalıyorum ve açanların yüzleri
Midesine hitap eder adeta
Tek bildikleri şey dolması gereken bir yalak
Uzun uzadıya giden ve
Asla yetemeyecekleri bir derinlik
Masalarında, hazine adı verilen
Büyük bir yoklukla uyanıyorum sabaha
Genişçe bir yol açılıyor önüme
Bacaklarımı sarkıyorum o yoldan
İniyorum yataktan olağan isteksizlikle
Bu arada saat dokuz kırkbeş
Seni düşünüyorum
Güneş açmışken kollarını semaya
Yıldızlar gülümsüyorken geceye
Dökülürken yağmur eteklerinden
Griye bürünmüş göğün
Savururken yapraklarını bir-bir
Geceleri içimi bıçaklayan bir hançerdir
Yazgımın boyasını silen
ve her seferinde beni korkudan uyandıran
Çelimsiz ve bi' o kadar da görgüsüz hayat
Ne zaman bir adım atmaya yeltensem
Yalnızlığın yeşerdiği sokaklarda ayak izlerim
En derin karanlıklar bile kesemiyor
Alt edemiyor yüreğimdeki çığlıkları
Bazısı çok uğraşır tutunmaya
Aşınır elleri sürüklenmekten, debelenmekten
Yine de vazgeçmez denemekten
Affetmeyeceğim seni!
Affetmeyeceğim seni!
Affetmeyeceğim seni
Söylesene!
Ne olacak şimdi?




-
Yuzarsif Eroğlu
Tüm YorumlarTek kelime, Enfes.