*Sevgilim,*
Sana bu mektubu sahil kasabasındaki eski ahşap masanın başında yazıyorum. Karşımda deniz, yanımda yarım kalmış bir çay, içimde sen varsın. Kalem elimde ağır geliyor çünkü ne yazsam eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Ama susmak da olmuyor. İnsan sevdiğini içinde taşıyınca, bir yerden taşmak zorunda kalıyor.
Bir sahil kasabasında başladı her şey dediğimde abartmıyorum. Büyük şehirlerin gürültüsünde insanlar birbirini duymuyor. Burada ise rüzgarın fısıldadığını bile duyuyorsun. O rüzgar bir akşam senin adını getirdi bana. O günden sonra her esinti senin sesin gibi geldi kulağıma.
Hatırlıyor musun, ilk defa iskelede oturup sabaha kadar konuştuğumuz geceyi? Saatler geçti ama hiçbiri boşa gitmedi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık çünkü sen anlatınca zaman bile durup dinledi. Sen sustuğunda ise deniz konuştu. O gece anladım ki, seninle susmak bile konuşmaktan daha kalabalık.
Kasaba küçük ama kalbi büyük. İnsanlar birbirine selam verir, çocuklar sokakta top oynar, yaşlılar kapı önlerinde geçmişi anlatır. Biz de onların anlattığı hikayelerin içine girdik farkında olmadan. Bakkal amca seni gördüğünde “kızım geldi mi” diye soruyor. Kahveci artık şekersiz çay koymuyor, “o sevmez” diyor. Garip bir şekilde burası seninle benim evimiz oldu. Kontratı olmayan, tapusu olmayan ama en güvenli ev.
Biliyor musun, seni düşünmediğim bir günüm yok. Sabah uyandığımda ilk aklıma gelen şey senin uyurkenki halin. Saçların dağılmış, dudakların hafif aralık, sanki rüyanda bile gülüyormuşsun gibi. Sonra işe giderken gördüğüm her mavi şeyde seni hatırlıyorum. Denizin mavisi, gökyüzünün mavisi, hatta bir çocuğun üzerindeki tişörtün mavisi bile seni getiriyor aklıma.
Ayrılık zor tabii. Sahil kasabası güzel ama sensiz eksik. Deniz yine dalgalanıyor, martılar yine bağırıyor, ama ben eksik bir şarkı dinliyorum gibi oluyorum. Bir şarkının nakaratı eksikse neye yarar ki? Sen benim nakaratımsın. Sen gelince her şey yerine oturuyor.
Bazen korkuyorum. İnsan bu kadar severse kaybedince nasıl dayanır diye düşünüyorum. Sonra kendime şunu hatırlatıyorum: Sevmek, kaybetme ihtimaline rağmen göze alınan bir kumar. Ve ben bu kumarı seninle oynamaya hazırım. Çünkü seninle kaybettiğim bir gün bile, sensiz kazandığım bir ömre bedel.
Eğer bir gün yorulursan, gel buraya. Kasaba seni bekler. Ben seni beklerim. İskelede aynı tahta var hala. Üzerine otururuz, ayaklarımızı suya sallarız. Konuşmazsak da olur. Sadece senin yanında nefes almak bile bana yeter. Çünkü sen yanımdayken dünya daha anlaşılır oluyor. Kaosun ortasında bir liman gibisin.
Yaşlanmayı da düşünüyorum seninle. Saçların beyazlayınca da aynı mavi gözlerle bakabilecek misin bana? Bakarsın. Çünkü aşk gözlerdeki renkle ilgili değil, o gözlerin sana bakışıyla ilgili. Ve sen bana hep aynı şekilde baktın: sanki dünyada benden başka kimse yokmuş gibi.
Bir gün bu kasabadan gidersek bile, burayı yanımızda taşırız. Çünkü bazı yerler coğrafyada değil, insanın içinde kalır. Burası bizim içimizde kaldı. Her kavga ettiğimizde, her özlediğimizde, her güldüğümüzde buraya döneceğiz. Sahil kasabası bizim sırrımız olacak.
Şimdi mektubu bitiriyorum ama hisler bitmiyor. Kağıda sığmayan şeyler var. Onları yüz yüze söyleyeceğim. Sana sarıldığımda anlayacaksın. Kelimeler yetmediğinde, sarılmak konuşur.
Seni seviyorum.
Sadece bugün değil, yarın da.
Sadece burada değil, her yerde.
Sadece iyi günlerde değil, en kötü gününde de.
Görüşene kadar bu mektubu sakla. Canın sıkıldığında oku. Bil ki, bir yerlerde biri senin için aynı denize bakıp aynı şeyi fısıldıyor: “Keşke şimdi yanımda olsaydın.”
24.5.2026..zfrbzkrt
Kayıt Tarihi : 24.05.2026 10:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!