Evimin en güzel
Köşelerini ayırdım sana
En güzel saksıyı alıp
En verimli toprağa diktim seni
Su verdim gün gün
Emeğimi döktüm köklerine
Mevsiminde dökülür yapraklar,
Rüzgârın ellerine emanet.
Dökülür elbet…
Ama her şeyin duygusunu yitirdiği
Bu zamanda düştüğü yer
Bıçak sırtı,
Tunalı’da bir çay bahçesi,
Genç bir kız oturur sessiz.
Bir yandan çay, bir yandan yol,
Ağır adım bir ihtiyar; vakur, yalnız.
Göz göze gelirler ansızın,
Babam “olmaz” demişti…
Yanılmış.
Namus ile para aynı pazara
Tezgâh açmış.
Paramı namusu satar,
Namus mu parayı, bilemem.
Mevsimlerin neden değiştiğini,
Neden rüzgâr gibi geçtiğini
Şimdi daha iyi anlıyorum.
Baharın yeşili seni kıskanır,
Sadece çiçekleri değil,
Dün gece seni unutmak için
Bir meyhaneye sığındım.
Bir kadeh,
Sonra bir tane daha…
Gece uzadı,
Sözler bulanıklaştı.
Küsmüşse bulutlar,
Yağmurlar yağmıyorsa,
Temmuzun ortasına bir gün kala, nedensiz,
Güneş bulutlara gizleniyorsa,
Ve gözlerim kahkaha ile gülerken,
Bereketli yağmurlar gibi
Yağ avuçlarıma, saçlarımın arasına.
Islaklığın bir hikâye yazar
Yanağımdan süzülen her damlada.
Sonra bir Akdeniz öğleninde
Gecenin geç saatlerinde
Şehrin parlak ışıkları
Düşüncelerini kemirmeye başladığında,
İçindeki o eski isyan
Gömülmeyi bekleyen bir tabut gibi,
İçini yumrukladığında
İki dünya var:
Biri senin ışığa yaslanan, sessiz ve saklı dünyan;
Biri de benim gölgeleri omzuma biriken, yorgun dünyam.
Çoktan kaybolmuş haritalarım,
Pusulam seninle dolu hatıralarım…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!