Oysa bir zamanlar
beni öyle sıradan bir sevdayla sevmedin.
Adımı ağzına aldığında
sanki dünyanın bütün sesleri susardı.
Ben senin için yalnızca bir kadın değildim;
yorulduğunda döndüğün sığınak,
gecenin en tenha yerinde aradığın ses,
kalabalıkların içinde kendini bulduğun
o tanıdık yüzdüm.
Bana bakışında
bir ömrün emanetini taşırdın.
Bir damla gözyaşım
senin gecene düşen kor olurdu.
Ben üzülsem için kararır,
ben gülsem dünyan aydınlanırdı.
Beni kaybetmekten korkardın.
Ne acı…
Bir insanı kaybetmekten korka korka
bir gün onu kendi ellerinle kaybetmek.
꧁༺────────༻꧂
Önce kıskançlık girdi aramıza.
Sessizce değil;
bir gölge gibi büyüyerek,
ışığın önünü kapatan bir karanlık gibi.
Bir bakışımı sorguladın,
bir susuşuma anlam biçtin,
bir kelimemi başka bir kelimeyle suçladın.
Ben artık yaşayan bir kadın değil,
hakkında hüküm kurulacak bir dosyaydım sanki.
Her hareketim delil,
her susuşum şüphe,
her gülüşüm suç…
Beni sevdiğini söylerken
etrafıma görünmez duvarlar ördün.
Sonra o duvarların içine
beni kendin hapsettin.
Ben çıkmaya çalıştıkça
çemberi biraz daha daralttın.
꧁༺────────༻꧂
Sonra yargılamaya başladın beni.
Önce gözlerinde mahkûm ettin,
sonra dilinde.
Bir zamanlar başımın üzerine
sevdanın tacını koyan dilin,
bu kez alnıma hiç taşımadığım suçların
mührünü bastı.
Beni tanımayanlara
beni anlattın.
Her önüne gelene
hakkımda bir hüküm bıraktın.
Bir zamanlar
“Benim kadınım” diye gururla söylediğin adımı,
sonra kendi cümlelerinin içinde
savunulması gereken bir sanığa çevirdin.
İftira üstüne iftira…
Ben kendimi anlatmaya çalıştıkça
sen yeni bir suç icat ettin.
Ben sustukça
sessizliğimi suç saydın.
Konuşsam suç,
sussam suç…
Sonunda anladım:
Sen beni anlamaya çalışmıyordun artık.
Beni kontrol edebileceğin bir hükme
dönüştürmeye çalışıyordun.
꧁༺────────༻꧂
Ne acıdır bilmek…
İnsanı en ağır yaralayan
bazen yabancının sözü değildir.
Seni en iyi bildiğini söyleyen
birinin, seni kendi korkularına göre
yeniden yazmasıdır.
Sen benim hakkımda
bir hikâye yazdın.
Ama o hikâyede
ben yoktum.
Senin şüphelerin vardı.
Senin korkuların vardı.
Senin öfken vardı.
Ve ben,
hiç işlemediğim suçların
sanığıydım.
Her tartışmada
biraz daha yargıladın beni.
Her öfkende
biraz daha infaz ettin.
Sonunda dosyayı kapattın.
Kararı verdin.
Beni dinlemeden,
beni anlamadan,
beni savunmama bile fırsat bırakmadan…
Ve işin en acı tarafı:
O mahkemenin hâkimi de sendin,
savcısı da,
celladı da…
꧁༺────────༻꧂
Bir zamanlar
bir gözyaşıma kıyamayan adam,
sonra kelimeleriyle beni kanattı.
Bana söylediğin ağır sözler
bir öfke anının cümleleri değildi yalnızca.
Her biri
bir zamanlar sevildiğime inandığım yere
indirilen darbelerdi.
Çünkü insanı hakaret değil,
hakaretin geldiği yer parçalar.
Senin ağzından çıkan her ağır sözde
ben eski seni aradım.
Hani beni koruyan…
Hani benim incinmemden korkan…
Hani bir tek gözyaşıma
dünyaları dar eden adamı…
Nereye sakladın onu?
Yoksa sen değişmedin de
içindeki korkular mı
sevginin yüzünü değiştirdi?
꧁༺────────༻꧂
Ben sana ihanet etmedim.
Ama sen kendi zihninde
öyle bir dünya kurdun ki
gerçekle kuruntunun arasındaki sınırı
çoktan kaybettin.
Beni korumak isterken
nefesimi daralttın.
Beni kaybetmekten korkarken
beni kendinden uzaklaştırdın.
Beni yanında tutmak isterken
etrafıma öyle bir çember çizdin ki
içinde kaldığım şey sevgi değil,
giderek büyüyen bir mahkûmiyet oldu.
Ve ben o gün anladım:
Sevgi, insanın elini tutmaktır;
bileğini kavrayıp bırakmamak değil.
Güven,
sevdiğini her an sorguya çekmek değil.
Aşk,
bir insanı kendi korkularının içinde
esir etmek hiç değil.
꧁༺────────༻꧂
Yine de seni tamamen inkâr etmeyeceğim.
Çünkü sen beni sevdin.
Bunu biliyorum.
Hem de bir zamanlar
öyle derinden sevdin ki
o sevginin hatırası
sonradan söylediğin bütün ağır sözlerin altında bile
hâlâ duyuluyor.
Ama sevmiş olman
incitme hakkı vermedi sana.
Kıskançlığın
iftira hakkı değildi.
Korkuların
beni yaftalama hakkı değildi.
Ve öfken
benim onuruma dokunabileceğin
bir ruhsat hiç değildi.
Ben senin sevdiğin kadınken de
aynı insandım.
Senin suçladığın kadınken de.
Değişen ben değildim.
Bana baktığın yer değişti.
꧁༺────────༻꧂
Şimdi senden geriye
bir sevda kadar güzel,
bir yara kadar derin
bir hikâye kaldı.
Ben seni
son hâlinle hatırlamak istemiyorum.
Çünkü bir zamanlar
beni gerçekten seven adamı da tanıdım.
Ama o adamın hatırasını
bugünkü acıların mazereti yapmayacağım.
Güzel olanı güzel bırakacağım.
Çirkin olanı sana iade edeceğim.
Söylediğin iftiralar
senin dilinde kalsın.
Hakaretlerin
senin vicdanına emanet olsun.
Hakkımda verdiğin hükümler
senin kurduğun o mahkemenin duvarlarında asılı dursun.
Ben artık o mahkemeye çıkmayacağım.
Çünkü kendimi
senin önünde savunmak zorunda değilim.
Ben kim olduğumu biliyorum.
꧁༺────────༻꧂
Şimdi git.
Kendi aydınlığına yürü.
Ben de kendi karanlığımdan
kendime bir sabah çıkarırım.
Benden aldığın güneş sende kalsın.
Uykularım sende kaldıysa
yeniden uyumayı öğrenirim.
Ruhum gurbetlere düştüyse
ona kendi içimde bir yurt kurarım.
Ve bir gün
adımı hatırladığında
beni suçladığın kadın olarak değil,
bir zamanlar
seni bütün kalbiyle seven
ve senden hiçbir şeyi eksiltmeden
giden kadın olarak hatırla.
Çünkü ben senden
intikam alarak değil,
kendimi geri alarak çıkıyorum.
Sen beni bir zamanlar
başımın üzerine koyduğun tahttan indirip
kendi kurduğun mahkemede yargıladın.
Ben ise
o mahkemenin kapısından çıkıp
kendi hayatıma yürüyorum.
Dosyamı sen kapatabilirsin.
Ama hakkımdaki son sözü
sen söyleyemezsin.
Çünkü benim hikâyemin sahibi
sen değilsin.
Ve şimdi…
Ne sevgin geri dönsün,
ne öfken.
Ne eski sözlerin kapımı çalsın,
ne yeni hükümlerinin gölgesi.
Bizden geriye ne kaldıysa
orada kalsın.
Sen benim bir zamanlar
en derin sevdamdın.
Sonra kendi korkularının içinde
beni kaybettin.
Şimdi ikimizin de payına
yalnızca geçmiş düşsün.
Mazi olsun.
Gül Hatun – Ruhumdan Şiirler
Kayıt Tarihi : 4.09.2026 07:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!