Bu bahar, dalların göğe yükselen en masum duasısın,
Toprağın çatlamış dudaklarına değen o ilk yağmur serinliği.
Sen, zemherinin ortasında ayaza kafa tutan o deli kardelen,
Ağustos sıcağında alnımıza değen yayla rüzgarısın.
Her mevsim başka bir renge boyarsın göğü,
Kokun ki, yedi iklim, dört bucak gezgin bir masal.
Dünyanın bütün pasını, kirini, kederini
Sadece senin rayihan silip süpürüyor şu köhne sokaklardan.
Biliyorum, kömür karası gözlerin geceye vurgun,
İçinde bir halkın bitmeyen efkârını taşır gibi derin.
Bütün o yarım kalmış türkülerini gözbebeklerine hapsetmişsin gibi.
Ama o karanlığın hemen ardında,
Uçsuz bucaksız, kimselerin keşfetmediği bir mavi saklı.
Gökyüzünü o küçücük kalbine nasıl sığdırdın?
Nasıl dindirdin o hırçın denizleri?
Merhamet senin kimliğin, şefkat ise tek mülkün.
Ne zaman gülsen, uçurum kenarlarında gelincikler uyanır,
Gamzelerin, yorgun kuşların sığındığı bir bahar bahçesi.
Gönlümün süsü, ömrümün en ince, en zarif nakışısın.
Eskiden, bu ıssız diyarda, bu kimsesiz sokaklarda
Sadece benim kokum duyulurdu
Kendi yalnızlığımda yankılanan, notası kayıp bir türküydüm ben.
Sonra sen geldin, rüzgârın yönü değişti, sular yatağından vazgeçti.
Toprak utandı kuruluğundan, ağaçlar eğildi heybetinden,
Şimdi bu dağ, bu taş, bu yorgun şehir, hepsi sen kokuyor.
Aldığım her nefes senin kokunla yıkanıp geliyor ciğerime,
Varlığınla demleniyor, anlam kazanıyor bu viran ömür.
Süslü, yalan dolan cümlelerden öğrenmedik.
Biz sevmeyi öyle yasaklı kitaplardan,
Biz sevmeyi, pervasız akan nehirlerden,
Rüzgâra boyun eğmeyen dağlardan,
Korkusuzca, kuralsızca ve en çok da hilesiz öğrendik.
Bir uçurumun kenarında el ele durur gibi sevdik.
Sen benim sönmeyen ateşim, ben senin dinmeyen rüzgârın
Biz bu diyarda, birbirine karışan iki ırmak gibi,
Karışıp birbirimize, akıp gidiyoruz sonsuzluğun o büyük mavisine.
Kayıt Tarihi : 12.05.2026 16:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!