Diyarbakır’ın sıcağı geceye devrilirken, bazalt taşlar gün boyu yuttuğu ateşi kusuyordu sokağa.
Elime kalemi aldım; Yusuf Hayaloğlu’nun o bozkırı inleten, dağları sarsan ruhunu çağırdım yine sol yanıma. Dedim ya, bu dert ordinaryüs bir derttir; ne sıradan kelimeleri kaldırır ne de kesik ahenkleri.
Arada tek bir nokta, tek bir nefeslik boşluk dahi kalmasın; nehir gibi, sıza sızza, akıp giden bir ömür gibi dökülsün mısralar kağıda.
Gecenin ayazı vururken pencereye, turnayı saldım yola; hiç durmaksızın, soluk soluğa, hikayenin ta kendisi olarak:
Gecenin körü, ayaz vurmuş Hevsel’e, incecik bir turna düştü dilime, göç vaktidir dedim, acı tatlı ne varsa heybesine doldurdum da saldım yola; kanat çırpıp da uzak şehirlere yönelince, durma öyle dik yokuşlarında, soluklanmadan önce benden bir nefes bırak o kaleye, çünkü dağlar dağ üstüne binmiş, yol vermez olmuş, sen öyle bir uç ki o sarp kayaların ardındaki yangın sönmesin, o karlı geçitler adını fısıldasın rüzgâra, ki o sarp patikalar yaman gelir insana, çakılı batar ayağına, rüzgârı çarpar yüzüne, ama vazgeçmek yok turnam, bilirsin mertlik bunu gerektirir, yorulma sakın ha, o dik yokuşları devir birer birer, emanetim büyüktür, sadece yare değil, o yolda izi olan herkese selam sal, bilsinler ki unutulmadı bu hancı, çünkü bozkırın toprağı bereketlidir derler ama bizim bahtımıza düşen hep kuraklıktı, toprak ayağın altında ufalansın, toz duman kata kata yürü ki ayak seslerin duyulsun ıssız gecede, kanatlarını sürü yeryüzüne, iz bırak arkanda, göğsümden söktüğüm bir parça yürektir bu emanet, götür, sahibinin avucuna bırak ki közün sahibi korunu bilsin, ve dönüşün ne vakit olur bilmem, hangi ilin sınırından geçersin, hangi beldeyi aşarsın, geçerken o yarpuz kokulu dağları, kulak ver rüzgârın sesine, Aslı’sını arayan bir dervişin kül olmuş hırkasıdır sırtımdaki, bilir o, o ateş ne yanar ne söner, sen sadece git ve hasretimi fısılda, dağlar inkâr etmesin bizi.
Kalem kağıttan ayrıldığında, parmaklarımın ucunda hâlâ o uzun yolun tozu, yüreğimde o durmaksızın akan nehrin serinliği vardı. Bu hikaye burada biter sanma; turna gökte, dert içimizde kaldıkça bu türkü dilden dile, yoldan yola akmaya devam eder. Veysel SARİ yazar, dağlar dinler.
Veysel SariKayıt Tarihi : 13.08.2026 20:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!