yoksuzluğumuzun kırk gününü geride bıraktık
yalnızlığımızın utanç mevsimindeyiz
her masal gibi beyaza bürünüyor sitemlerimiz
ve koyu kahverengi özlemlerimiz
bu hüzün sokağının dehlizlerinde buldum kendimi
bu kaçıncı vurgunu gözlerinin
her gülüşünde aynı anda doğup batıyor özlemlerim
bu kaçıncı çarmıha gerilişi sevgimizin
hangi doğruya inansak koca bir yalana dönüşüyoruz
düşlerimizin vadesi doldu
ince kaçışlardan sonra
gökyüzünün girdabına sığınıp
durgun bir denize vardım
yaktı
genzimi, soğuk tenli sevişmelerimi
ateşle harlanmış kızgın bir demirin yazgısıydım
gecemi kanatıyordu kıvılcımları
kaç kez ölümün yarım kalan suretiyle
kaç kez de bir dervişin gönül sancağıyla zafere koştum
bir bahar akşamı rastladım mezarıma
o şarkının melodisi hala kulaklarımda
ağaran sadece saçlarımız değildi
bizi bu sessizlik incitti
bir düşle uyandım ayrılığın ertesi günü
çok zaman oldu sokağına çıkmayalı
yüreğimi dinlediğin o şarkıda bırakalı
belki yüzyıl sonra akacak gözlerimden
yetim kalan şarkının çığlıkları
payımıza düşen yalnızlık sevgilim
yitip giden bir öyküyüm
sonbaharın serin sularında
bir çuvala sığmaz umutlarım
kuşları ürkütmez gülüşlerim
ey sureti insan, ruhu kokmuş güruhlar
taze nehirlerden bilinmedik kokuları yurt eyledim
yüzdükçe ruhum da demleniyor
özlemim sevdanın en doruğunda
ve hiçbir duygu tarif edemez bunu
sanki yeniden doğuyorum
bu pencere hayatın bir parçası canım
her akşam saat sekizde şarabımızı ve sevincimizi paylaşırız
bu uçurum düşlerimizde canlanır
ve bir ateş gibi harlar yangınımızı
insan elbette karanlığın içinden de çıkar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!