Bir çağrı kopar
ne gökten iner
ne yerden yükselir;
içine düşer ansızın,
ve bütün suskunlukları parçalar.
Toprak titrer,
ama dışarıda değil sadece;
asıl sarsılan
insanın unuttuğu hakikattir.
Kabir dediğin
bir çukur değildir artık,
bir bekleyiştir,
ve o bekleyiş
ansızın biter artık.
Kalkarsın…
ama bedeninle değil;
yıllarca taşıdığın
o görünmez yükle birlikte.
Ne yön bellidir
ne zaman;
herkes aynı boşlukta
kendi gerçeğine doğru sürüklenir.
Kalabalık büyür,
ama kimse kimseye bakamaz;
çünkü herkes
kendi yüzünden utanır.
Gözler konuşur orada,
diller susar;
ve her bakış
bir ömrün özeti gibi
içine saplanır.
Güneş yaklaşır,
ama yakmaz teni,
içini kavurur insanın;
çünkü orada
saklayacak bir gölge yoktur.
Ve anlarsın:
dünya dediğin şey
bir rüyadan ibaretmiş,
asıl uyanış
işte şimdi başlıyormuş.
Adımlar atılmaz orada,
insan
kendi yükünün ağırlığıyla ilerler;
ne taşıdıysan
o taşır seni.
Bir ses yükselir,
ne kulakla duyulur
ne de dille anlatılır;
ama bütün varlığını sarar:
“Gel…”
O an
ne inkâr kalır
ne bahane;
çünkü hakikat
örtü kabul etmez.
Defterler açılır,
ama artık kaçacak yer yoktur;
her şey
olduğu gibi,
bütün çıplaklığıyla
karşındadır.
Ve sen,
dünyada kendini büyük sanan sen,
orada anlarsın:
Bir nefesmişsin sadece,
bir anlık gölge,
bir geçiş…
Mahşer dediğin
bir kalabalık değil aslında,
herkesin
kendi hakikatiyle
baş başa kaldığı yerdir.
Ve o büyük dirilişin ortasında
şu söz yankılanır içinden:
Ne getirdim?..
Ne kaldı benden?..
Ve cevap bütün varlığını sarar:
dilin söylemeye cesaret edemez,
içinde kocamın bir "hiç" geçer.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 5.04.2026 18:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!