Bakma öyle yüreğimi deşer gibi
Çevir başını gökyüzüne
Ancak o vakit konuşabilirim seninle
Duyabilirim belki o an sesini
Sahi iyi misin?
Derinlere açılan
Yalnızlığın hüküm sürdüğü ormanda
Otlar fışkırıyor göğüs kafesimden
Acıyla yanan hüzün bırakır izlerini
Hissizlik sarar ahşap evi
Yalancı güzellikte ay bir yalan gibi parlar
Kimse bilmez bir kayanın içini
Ne sızlar, ne düş görür
İnsan da bazen öyle değil mi?
Çelikle örülmüş suskun bir yazgı
Ne uyku serinletir, ne dua kurtarır
Alaca örtülerin altında
Dağılmış saatlerin arasından geçiyorum.
Zaman cebimde buruşuk bir kağıt gibi.
Ne dünümü saklayabiliyorum
Ne de yarına kendimi.
Gözlerimde yarım kalmış sabahlar var,
Dağılmış saatlerin arasından geçiyorum.
Zaman cebimde buruşuk bir kağıt gibi.
Ne dünümü saklayabiliyorum
Ne de yarına kendimi.
Gözlerimde yarım kalmış sabahlar var,
Yabancı biri çaldı zili
Sızdı gıcırdayan kanatlı kapıdan içeri
Saçları uzun
Elim ayağım dolaştı
Eski radyodan bir melodi duyuldu
Sürgüsüz kapıya bayram
Kabına sığmayan bir keder var şuramda
Mitolojik bir darağacının içinde
İronik tonlarla süslenmiş yıkıntılarım
Gümüş iplerle bağlanmış ruhumun kirişleri
Sallıyor tahtımı vakitsiz
Paçavralar gibi savrulan duygularım
Mucizevi sırdı düşlerim
Beni bir boşluğa sürükleyen
Ahenkli ezgilerin içinde kaybolmuşum
Usul usul akarken zaman
Demir parmaklıklı zindanlarda
Çiğ damlalarını içmişim soluksuz
Beni bıraktılar bir dağ başına
Ölmüşüm orada
Güneş doğmuş üzerime
Sonra usul usul yağmur yağmış
Hayalle gerçek arası
Hatırlıyorum damlaların dokunuşlarını
Renkli kalemlerin var senin
Resimler yapıyorsun şen şen
Mutluluk biriktiren güzel gülüşlerin
Gamzelerin musallat gecelerime
Sonra sabah oluyor
Gökçeada'ya gidiyor bir vapur




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!