Kuru topraklar üstüne doğuyor hasretin kızıl gözleri,
sana uzanmayan yollarda imtihan ediliyor adımlarım,
sonra deniz oluyorum uçsuz bucaksız rüyalarda,
dalgalarım ovuşturuyor yüreğinin kıyısını,
kirpiklerinden seyre çıkan bir şilep taşıyor bütün hüzün makamlarını,
okula hasret köyler gibi bekliyorum sesini,
Ölümün soguk yüzünü taşımak boynunda
Bir hastane odasinda gün be gün ölmek
Hatırlamak erik ağaçlarını
Dedim ya yaşıyorum işte
öylesine
Yaşıyorum hayatın azı dişlerinde
Aza kanaat edip azı çoğu kaybedeli uzun zaman oldu
Sen yine çiçek ben kömür karası,
Sen yine güzel ben bıçak yarası,
Sen mübarek bir hayır,
Ben baş belası,
Sana seni seviyorum diyebilmek şiirimin tasası lakin dili dönmemiş söyleyememiş işte anla,anla ulan.
Bira hazan yahut haziran tam bilmiyorum
parmak uçlarımda son mecal
bir yaşama çabası
yine bir intihar gibi seni sana anlatma telaşı,
yarıya indirdik sen gideli bayrakları
artık gözlerini benim güneşime serme
alev alır tutuşur yanarsın
"Sessizliğin yankısı mı olur?" deme
Ben bir susarım her yerden duyarsın...
Ben biraz sevgi istedim,
O biraz sev-git anlamış olmalı
Gitti ...
Özlemekten diyorum azizim
Yüreğimde mecâl bitti...
Ben böyle düşünmemiştim,
Ben böyle düşmemiştim,
Sen giderken hiç böyle üşümemiştim
İndirdim kepenkleri,
Kapattım şiir dükkanını,
Şimdi biraz Nergiz kokusu,
zamanın acımasız ustalığı
kesilen yüz hatları
kaz ayakları
ak saçlar
kayıp giden baharlar
çay , sigara
Haydarpaşa treninde başlıyordu bu öykü,
O sabah her zamankinden daha ağırdı yükü,
Yaşıtları sütle kahvaltı yaparken evde ,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!