LACİVERT ŞİİRLERİ

LACİVERT ŞİİRLERİ

Hakan Kurtaran

DÜNYA BİZE ÇOK DARDI
======================

Güftesini yazmıştım, filizlenen bu aşkın,
Üşümüştü yüreğim, çarparken saten şaşkın.
Notalar ahenkliydi, her biri dolu taşkın,
Ellerin uzanırken, gökyüzünde ay vardı,
..

Devamını Oku
Elif Dinçtürk Atalay

Şiirlerimin eflatun çiçeğine;
Gönderdiğin ölüm geçtiğinden beri elime
O'na ödül öyküler yazıyorum
Sana sesimde yorduğum sözcüklerimi
Ve hüzünlü gülüşümü bıraktım.
Beni vurduğun lacivert kokan saatlerde,
Düşlerime serptiğin siyanürse amacına ulaştı.
..

Devamını Oku
Özlem Yilmaz

Bana geleceksen hırçın dalgalarla gelmelisin
Kalbimin kıyıları parçalanmalı aşkınla...
Ruhumun ateşleri sönmeli varlığınla
Gözlerin ışıl ışıl yakamozlar gibi
Lacivert geceme ışık tutmalı...
Bedenim varlığınla huzur bulmalı
Bana geleceksen emanet gibi değil
..

Devamını Oku
Mustafa Küçükönder

Gökyüzü lacivert ama,
Üzgünüm, gönülyüzüm gri
Zul oluyor umut etmek artık,
En olmadık yerden çıkıp,
Laf ediyor, sataşıyor yalnızlık....
İyiden iyiye küçüldü şehrim,
Miadı doluyor hislerin de.....
..

Devamını Oku
Gökhan Oflazoğlu

Renkler dolanıyor,
ellerinden tutuyorum.
Bazen bir mavi,
ayrılış gibi.
Kırmızının sultası,
direniyorum.
Yeşil ne yüce..!
..

Devamını Oku
Halime Dinç Yamaç

Şimdi vazgeçmek vakti.
Senden, benden, bizden,
Her şeyden.
Lacivert bir akşam üstü,
Dudaklarımda tarifsiz bir tebessüm,
Adımlarım, göğe doğru koşarken.

..

Devamını Oku
Minel Filiz

Geceye seslenişş
İlkbaharda havaya suya toprağa düşen cemrelerdi ümitlerim.
Silinmişti yüreğimden kurşini gecelerde aşk denen üç harf
ve kahkahalarımda papatyalar açmıyordu artık..
Ve senn yoktun..
Henüz sevda tütsüsü yanmamıştı yüreğimde,
zifiri karanlıklarım aydınlanmamıştı vee sen yoktun.
..

Devamını Oku
Murat Akarsu

Hiçbir şeye aldırmıyorum,
Yanaklarındaki utangaçlıktan başka,
Bir de erik kokan o sözlerin...
İşte gitmeden öpüyorum her şeyini;
İşte dudaklarım,
İşte sokaklar;
Git bakalım,
..

Devamını Oku
Birol Akbaba

Yağmur yağıyor ince nazlı narin
Toprağın kokusu canan
Akşam şarkıları söylüyor bülbüller
Bülbüllerin içli sesi canan
Bir bir aydınlanıyor şehir ev ev
Sokak sokak ışıklar canan
Bahar uyanıyor çiçek çiçek
..

Devamını Oku
İbrahim Ünlü

Çılgınlığın mevsimidir bu
Sıra dışı olmanın mevsimi
Ağlamanın ve gülmenin iklimidir
Mutlu olmanın çağı
Ve sevmenin on yedili yaşlarıdır bu
Aşkın
Gelişme ve yükselme dönemi
..

Devamını Oku
Ali Akın

Tren istasyonlarında taş binalar
Yolcular kadar yalnız
Yolcular gibi durgunlar
Ve önlerinde dikilen ahşap çitler
Yalnızlıklarını perçinler
Suskun bakar yolculara
Çatıya tırmanan asma
..

Devamını Oku
Sevtap Özkahraman

Gözbebeklerindeki lacivert halkalardan
Ben hiç çember yapıp çevirdim mi?
Ey sevgili,
Sen kuruldun gözyaşlarıma
Kaydırak yaptın kayıyorsun boyuna..
Anladım
Çok eğleniyorsun belli,
..

Devamını Oku
Murat Akbaş

Yaptıklarımızla varız.
Milli mücadeleye selam,
Yola devam…

Gönüller sarı,
Aklımızda lacivert
Hep bir ağızdan;
..

Devamını Oku
Naim Özdamar

Alev midir sımsıcak,kor mudur,ateş midir?
Gönle dolan ay mıdır, yıldız mı,güneş midir?
Yavukulu mu,sözlü mü, haneye evdeş midir?
Huzurlu yuva bize,binbir odalı saray.
* * *
Koyverin düşsün sevinç,sineye gün sarısı,
Sevdalı gönüllere ilaçtır kalp ağrısı,
..

Devamını Oku
Yaşar Çiçekoğlu

Düşünceler
Gün ışığı hoş geldin
sarı lacivert
turuncu rengin
bütün dünyayı önüme serdin.
ne güzel! .
can
..

Devamını Oku
Yaşar Çiçekoğlu

Küçük bir Öykü bu
Ak süt gibi helal
Beyaz bir kağıda çizdim
Önce bir HİLAL

Çizgiler üstüne
Renk renk boyalar
..

Devamını Oku
Atilla Güler

doruklarından çalındı hayatımızın
tiryakisi olduğumuz düşlerimiz
üzüm gözlü dilberlerin
dillerine serildi sere serpe
şafak vakti yükseldi dileklerimiz
bulutlara tutunup
lacivert bir esintisinde rüzgarın
..

Devamını Oku
Münevver Erilmez

Mavi; gökyüzü ve deniz,
Yeşil; yemyeşil bir doğa
Elâ gözlü bir güzel,
Sarı deyince çiğdem,
Ve lepiska saçlı bir dilber
Beyaz ise anamın ak sütü
Siyah,asil bir renk ve Karatahta,
..

Devamını Oku
Aynur Uluç

Ankara’dan, iki ayda bir bizlere merhaba diyen Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, altıncı yılını doldurup yedinci yaşına girdi. Bu dergi özenli seçtiği öykü ve şiirleri kadar mercek altına aldığı dosya konuları ile de bir şekilde ilgimi çekmeyi hep başardı. Onların söylemiyle tekrar edecek olursam, dosya konusu seçimlerinde, edebiyata dayanırken insanlık hâlleriyle ilişkilenen konulara büyüteç tutmayı seviyorlar. Ocak Şubat 2011 sayılarında, göç olgusuna edebiyatın içinden bakmışlar.

Dosyaya ilgiyle bağlanmamı sağlayan sözler, Remziye Arslan’dan geldi. Arslan yazısına şu sözlerle başlamış:'Exile, sürgün..Dışa atılan anlamına gelen ' exile' ölüme; yani ' ex' olmaya komşu bir sözcüktür. Evet... sürgünlük ölüme komşudur. Ölüm; canlı bir bedenin, ardında yankısız boşluklar bırakarak bu dünyadan çekip gitmesidir. Bedenini alıp ayrıldığı canlılar dünyasına ruhunu bırakıp gider ölen. Oysa sürgün, ruhunu yanına alıp gidendir. kendisinin olmayan diyarlarda, en çok ona ihtiyacı olacaktır çünkü. Sürgün, bir zamanlar beraber olduğu, kendine ait olan ve kendini ait hissettiği her şeyi sonsuz derinliklerine gömdüğü bir dehlizi taşır içinde. Bu nedenle o, hep hatırlayan ve durmadan özleyendir. Bir anlamda içbükey bir yaşamdır onunkisi.'

Dosya kapsamında ilgi çeken yazılardan diğerinin dokusu ise çok farklı. Ayhan Kaya, Emmanuel Levinas’ın Öteki’ne dair çıplaklığını “Egoloji’den İdoloji’ye” kavramları eşliğinde aktarmış. “Levinas’a göre modern felsefe “Öteki” ile olan ilişkisini anlama, tanımlama ve kategorileştirme temeline oturtmamalıdır.” sözleri yazıyı daha bir ilgiyle okumamı sağlayan bölüm oldu. Levinas’a göre anlamak iktidarın bir başka türü çünkü.

Talat Sait Halman, yazısının başlığını “Kaç/Göç: Edebiyat Kültür Araştırmaları” olarak koymuşsa da göç olgusunu daha çok Türklük üzerinden işlemekten kendisini alamamış görünüyor. Fesun Koşmak, Steinbeck’in Gazap Üzümleri’yle Yaşar Kemal’in Ortadirek’ini göç olgusunu işleme noktaları bakımından analitik olarak karşılaştırmış. İlçen Mert, eskilerden diline takılmış bir türküyü çığırmanın göç etmiş insan üzerindeki hâlini anlatarak başlamış ve yerli olmak ile o türkü üzerinden yeniden bağ kurarak sürdürmüş yazısını. Bu bağ yer yer kendine yabancılaşma, yer yer o türküde kendini bulma olarak sürüp giderken, 'Ağacından kopmuş yaprak gibi, nehirde suyun akışıyla havada rüzgarın esişiyle gezer durur, ta ki bir köşede çürüyüp yok oluncaya kadar. İşte o zaman çürüdüğü toprağa ait olur. işte o zaman türkü susar ve yol biter.' diyerek sonlandırmış yazısını.
..

Devamını Oku
Ahmet Canbaba

BAŞBAŞA


Soysam
Gülüşlerini mimiklerinden;
Yalnızca yalın bakışların kalır geriye.
Tek düze yaşarsın renkleri.
..

Devamını Oku