Elis diyorum
sarışınlığını al da gel
razıyım iyimser olmaya
siyah giymeden de ölebilirim
sen giy yeter
merak eder dururum
bilseydi çağ açtığını
kılıcıyla tohum saçtığını bin çağa
yine şiir yazar mıydı
ebediyet uğruna
çekiç demiri sayısız öpüşlerle yoğurdu
yoğruldukça kıvrandı demir
ve demirin rahminden bir vapur doğdu
adı fecr-i saadet oldu
aylardan ocaktı
zaman safsatadan ibaret bir yığın
yangını göğsümde taptığım çağın
cennet çiçeklerinin billurlarını toplardım sana
çatı balkonunun ahşaplığını sırtlanır
ormanı, dağı, gölü, koyunları izlerdik
gidemeyebilseydin
elinden tutar
hekimdi
reçete yazabilirdi
oysa tımarlamayı seçti
doğmadığı ülkelerde
kabuk tutmaz yaralarını
mazlum amigoların
cengimde iç davulları çalınır
ölüm en güzel türkümüz
tuğlar kalkar
ordular yürür
ben olmuşum 93 harbi manolya
ay ağdı
gün döndü
yine de dönmeyecek misin?
gönlün dağdağası
sıradağlar aştı
öldürdü birkaç kumru suların aktığı
gelirim dedi
gelmek can verici bir eyleme dönüştü
bildim
bilinmesi hüzün veren ne varsa
üç dil bilirim orta seviyenin üstünde
bir de sokakların dilini bilirim fevkalade
bir kitaptan aşağı okumuşsam
o günü yaşamadım sayarım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!