Düşlerimle kanat çırpıyorum.
Ben acılardan bir kez daha geçiyorum.
Üzerimde kazağım, yol bana uzak.
Nerede çivilenmiş duygular.
Acaba hislerin evi var mı?
Her bakışa kurban olan biz değil miydik?
Nerede kaldım, nereye gittim.
Var mıydı, eski aşkları tercüme eden.
Hani kurumuş gözlerde parlayan yıldızlar.
Hani birer birer devrilen o anlamlı uykusuzluklar.
Sence de rüyalar ölür mü…
Ya da yaşayan sadece acı mıdır.
Nasıl sevdiysem seni,
Yağmurda gezinen aşıklar gibi.
Seviyorum seni,
Gün batımını solur gibi.
Yanardağın heybetli bakışında,
Bir türlü tutamadım seni.
Ölmeyi seçtim anne.
Belki bir yerde var oluş vardır diye.
Belki bir kere daha doğurursun beni.
Sever miyim, sevmez miyim, bilinmez.
Ne de olsa ruh gitmiyor bir yere.
Sevgili annem.
İnansan da şehirler çılgındı.
Son sorguda birbirine yansıyan eller vardı.
Eller ki,
Yüreğimde bir duygunun masumiyet vedası.
Başkaydı son sorgu.
O derin anlam, o derin menekşe mendilleri.
Davran hayallere, omuzlarına melodiler yüklensin.
Bir umut olsun bedenin de düşler yine sokak.
Sen kokuyorum, lakin senden taşıyorum.
Sevincine, gözlerine, henüz keşfedilmemiş zihnine.
Ben düşünce ve uçurtmaların kıyısında.
Avazım çıktığı kadar senim.
Belki de bekledik, ya da beklemedik.
Nasıl olduysa sancı yeryüzünde geçiyor.
Sana dönerken hep bir soru vardı kafamda.
Acaba yeniden sever miydik, bu aşkı.
Yeniden buluşur muyduk, göklerde.
Bir hayal kapısı, bir şehir ötesinde hıçkıran.
Benim yüreğimde bir dava var.
Kimsesiz bir acıdır, yaşadığım.
Yalnız bir hiçliktir, tattığım.
Ne sorgular, ne de acılar.
Ne de bana doğru gelen dermanlar.
Sana hoşça kal dediğim son gün.
Bir yürek can veriyor, bir ruh ölüyor.
Ne geçti elimize, ne kaldı dünden bugüne.
Sadece mendiller konuşuyor.
Sadece Azrail kapıdan gülümsüyor.
Ağlayalım mı, yoksa gülelim mi…
Ah bilemiyorum, ah göremiyorum.
Gerçekten kendimi duyamıyorum.
Ruhum yorgun, aklım engebeli bir mecliste.
Asmışlar, kesmişler beni ve seni.
Ayırmışlar gülü dalından.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!