Ahırdan çıkar, koşar okula;
Kravat yok, önlük yok,
Ayakkabı yok, pantolon yok…
Nefesleri toprak kokar,
Ağaç ve çiçek kokar…
Soru sorduğunda yutkunur,
Ruhunun derinliklerini söyleyemez,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




TEBRİK EDİYORUM NEFİSTİ TAM PUAN
Bir laf vardır,bilirsiniz: 'Çıktığı kabuğu beğenmemiş,'diye...Hangimizin kökeninde köylülük yoktur ki? Biz değilsek bile ya anamızdan, ya da babamız tarafından mutlaka köye dayanır kökenimiz. Kentsoylu olanlarımızın ezici bir çoğunluğu kadir kıymet bilir aslında. Gerekli olan saygıyı da gösterir, köye, köylüye. Asıl çıktığı kabuğu beğenmeyenlerden çıkar aşağılamalar ve küçümsemeler. Bu sekter tavrın temelinde, kendisini kurtaramadığı o aşağılık kompleksi yatar elebette. Bu güzel ve etkleyici şiiriniz vasıtasıyla verdiğiniz ders anlayana yeter bence.Tebrik ediyorum.Selâm ve sevgiyle.
çok kurnazdır köylüler, ineğe verilen değer çocuğa hanıma verilmez. bir çoğu mal zenginidir... hükümetlerden çok memnundurlar... çocuğunu kalem almayan bazı velilerim buğün şirket sahibiler... olan çocuklara oluyor... şiir güzeldi, tebrikler!
işte gerçekleri olduğu gibi anlatan harika bir şiir çok iyi bilirim o durumda olanları çooookkk
tebrikler üstad
BİLİRİM ONLARI....
BEĞENEREK OKUDUM
YENİ İSKARPİNLER
Ortaokul yoktu köyünde,
Ayrılacaktı çaresiz istemese de.
Umutlarını katık edip ekmeğine
Korkularını gömüyordu geçmişe
Okullar açılacaktı eylülde
Bir ev tutulup okuyacaktı şehirde,
Adam olacak diye…
Kunduracı Naim biraz pahalıcıydı
Ama malları dayanıklıydı.
Çocuğun ablası memur olmuştu o yıl
İlk maaşıyla ona iskarpinlerini almıştı,
Eski lastik ayakkabılar kunduracıda kalmıştı.
Cumartesi okullar yarım gün,
Öğrencilere sanki dernek, düğün.
Eve dönüyordu çocuk kilometrelerce yoldan,
Otobüs, dolmuş çalışmazdı köylere o zaman.
Sert bir sağanak başladı aniden,
Başını kaldırıp baktı gökyüzüne ;
“Duracak mısın mübarek?”der gibisinden,
Öyle bir niyet çıkmadı rahmetten.
Çocuk çıkardı iskarpinlerini,
Çoraplarını da pek tabi,
Çantasına sakladı kıymetli eşya gibi.
Sıvayıp pantolonun paçalarını,
Yürüdü yağmur altında yarım saat daha
Çamurlar ayak bileklerinden yukarıda.
Gönlü razı olmadı yeni iskarpinlerini ıslatmaya.
Ne olurdu sanki birkaç gün yağmur yağmasa,
Yeni iskarpinler de hemen ıslanmasa…
Naime Özeren
01 / Ocak / 2007
İşte bir köy çocuğu portresi de bebden size, değerli şiir dostum. Hiç yabancı değil çizdiğiniz tablo bana...Şiirdeki çocuk ise kardeşimdi benim...Kutlarım bu sade, duru ve akıcı dizelerin sahibini...Sevgiyle kalın...Naime ÖZEREN
TEBRİKLER...BİR KARDEŞ ŞİİR GÖNDERİYORUM.SELAM VE SAYGILAR
KÖY ÇOCUĞU
bakışları yağız ve içten
duyguları saflıktan da öte
ayakkabıları lastikten
yırtılmış yıpranmış
tozlu yollarda hayalleriyle gide gide….
büyütüyor kendisiyle birlikte
yarışlar kazanacak bir tay gibi
sessiz ve sedasız hayallerini
betonarme yığınlarının arasında
binbir şekle giren uzaktan kumandalı oyuncaklarla değil
şeker pancarından gövdeli
patatesten tekerlekli arabasıyla…
hatta birde boş konserve kutusu ayarlayıp
arabasının arkasına romörk yaptın mı
değme keyfine
ne köşkler yapar taşıdığı yüklerle
ne saraylar kurar
dere kenarında döktüğü
saman ve çamur karışımı kerpiçlerle
ne sevdalara yelken açar
ırmağın koynuna emanet ettiği
kağıttan yaptığı minik gemilerle
okyanuslar aşar
küçük dünyasının enginlerinde
…………………………………..
ne bilgisayarı tanır
ne şatafatlı oyunları bilir
ne de sanal alemde sanallaşan
debdebede yoksullaşan
hırçın çocuklar gibi dünyasını klavyesine sığdırır
onun dünyası
şeker pancarından arabası
ter kokulu yırtık lastiklerinin içindeki
firar etmiş ayak parmaklarını kucaklayan
yırtık çorapları
bakışlarını süsleyen kan kırmızı yanakları
bacağında naylon karışımlı
iki beden büyük çamurlu pantolonu
ayazlarda törpülenmiş tombul elleri
tarak yüzüne hasret dağınık saçları
sırtında çile çekmiş eski gocuğu
ve birde küçük dünyasına sığdıramadığı
büyük hayalleri
Allah’a emanet olsun
işte o bir köy çocuğu.
Metin HANLIOGLU
Bu şiir ile ilgili 7 tane yorum bulunmakta