Korkuyorum Baba Şiiri - Şükrullah Yavuzer

Şükrullah Yavuzer
212

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Korkuyorum Baba

Korkuyorum baba...
Dediklerin bir bir çıktı. Çıkıyor...
Gaz lambasının titrek ışığında, toprak tabanlı tek odanın duvarlarına vuran gölgeler meğer yoksulluğun değil, birbirimize yaslanmanın gölgeleriymiş. Aynı yorganın altına sığan on kardeş, birbirinin nefesiyle ısınırdı. Açlık bile aramıza giremezdi. Şimdi ise her biri saray gibi evlerde yaşıyor; ama hiçbir ev, o tek odanın sıcaklığı kadar insan kokmuyor. Duvarlar yükseldi, gönüller alçaldı. Evler büyüdü; aile küçüldü.

Korkuyorum baba...
Eskiden kapılar kilitlenmezdi. Çünkü hırsız gelmez komşu gelirdi. Bir tas çorbanın kokusu sokağın öbür ucuna ulaşır, "Buyurun." demeye gerek kalmadan sofraya oturulurdu. Şimdi çelik kapılar, güvenlik kameraları, yüksek duvarlar var. Fakat insanın içine çöken güvensizliği hiçbir kilit tutamıyor. Evler korunaklı, kalpler savunmasız.

Korkuyorum baba...
Bir zamanlar bir hırka, kardeşlerin sırtında sırayla dolaşırdı. O hırka yün değil, sevgi örerdi üzerimize. Şimdi dolaplar taşıyor, etiketler çoğalıyor ama insanlar birbirine verecek sıcak bir tebessümü bile hesaplıyor. Kumaşlar çoğaldı; merhamet inceldi.

Korkuyorum baba...
Bayram sabahlarının o çocuk telaşı gözlerimin önünden gitmiyor. Yeni lastik bir ayakkabının varlığı bile mutluluktu. Büyüklerin ellerine uzanan küçücük eller, aslında hayata tutunurdu. Şimdi bayramlar bavullara sığdırıldı. Aynı şehirde yaşayan insanlar bile birbirine "Mesaj attım ya..." diyerek vicdanını susturuyor. El öpmeyi emojilere emanet ettik.

Korkuyorum baba...
Akşam olunca bütün mahalle aynı gökyüzünün altında toplanırdı. Damlarda serinlik aranır, yıldızlar tek tek sayılırdı. Sohbetler sabaha kadar uzardı. Şimdi gökyüzünü gökdelenler örttü; yıldızları telefon ekranları söndürdü. Parmaklarımız ekranlara değiyor ama yüreğimiz kimsenin yüreğine dokunamıyor.

Korkuyorum baba...
Eskiden bir çocuğun ağlaması bütün mahallenin meselesiydi. Bir annenin gözyaşı, herkesin yüreğine düşerdi. Şimdi apartmanlarda insanlar yan dairede kimin yaşadığını bilmiyor. Aynı duvarı paylaşanlar, aynı acıyı paylaşamıyor. Beton yükseldikçe vicdan küçülüyor. Şimdi aynı apartmandaki komşu çocuğun yanağına bile dokunulmuyor...

Korkuyorum baba...
Arabalar çoğaldı. Yollar uzadı. Köprüler yapıldı. Ama insanın insana giden yolu daraldı. Direksiyon başında saatler geçiriyoruz; bir dostun kapısında beş dakika oturamıyoruz. Mesafeler kısaldı derken, gönüller birbirinden kıtalar kadar uzaklaştı.

Korkuyorum baba...
Eskiden fakirdik ama utanmazdık birbirimizden. Çünkü insanın değeri cebindeki parayla değil, yüreğindeki yerle ölçülürdü. Şimdi herkes biraz daha zengin görünmeye çalışıyor; ama kimse biraz daha iyi insan olmaya uğraşmıyor. Vitrinler ışıl ışıl, vicdanlar loş.

Korkuyorum baba...
Bir zamanlar ekmek tandırdan çıkınca ilk sıcak lokma komşuya giderdi. Şimdi sofralar çeşit çeşit ama paylaşmanın tadı eksik. Bereket, tabakların büyüklüğünde değilmiş meğer; aynı lokmayı bölüşebilen yüreklerdeymiş.

Korkuyorum baba...
Çocuklar toprağa düşerdi, dizleri kanardı ama ruhları sağlam büyürdü. Şimdi dizleri temiz kaldı; ruhları yoruldu. Ağaçların dallarına tırmanan çocuklar, ekranların içine tırmandı. Kuş sesini duymadan büyüyen nesiller var artık. Bahar geliyor ama içimiz çiçek açmıyor.

Korkuyorum baba...
İnsanlar konuşuyor ama dinlemiyor. Gülüyor ama sevinmiyor. Kalabalıklara karışıyor ama yalnızlıktan kurtulamıyor. Herkes görünmek istiyor; kimse gerçekten görülmüyor. Aynalar çoğaldı, yüzleşmeler azaldı.

Korkuyorum baba...
Çünkü senin "İnsan insanın evidir." sözünü unuttuk. Kendimize beton evler yaptık ama birbirimize yuva olmayı beceremedik. Oysa en güvenli çatı, sevgiymiş; en sağlam temel, vefaymış.

Korkuyorum baba...
Bir gün çocuklarımız, dedelerinin anlattığı o eski günleri masal sanacak diye korkuyorum. Gaz lambasının ışığını, tandır ekmeğinin kokusunu, komşuluk hakkını, mahallenin güvenini, bayram sabahlarının heyecanını hiç yaşamadan büyüyecekler diye korkuyorum.

Korkuyorum baba...
Ama yine de içimde küçücük bir umut taşıyorum. Çünkü biliyorum; bir kıvılcım koskoca karanlığı yenebilir. Bir selam, yılların küskünlüğünü eritebilir. Bir kapı yeniden komşuya açılabilir. Bir çocuk yeniden toprağa basabilir. Bir aile aynı sofrada yeniden göz göze gelebilir.

Korkuyorum baba...
Fakat korkunun yanında umudu da büyütmek istiyorum. Çünkü sen bize yoksulluğun içinde bile umudu ekmeyi öğretmiştin. Belki yeniden aynı odalara sığamayacağız; ama aynı yüreğe sığmayı öğrenebiliriz. Belki eski günler geri gelmeyecek; ama eski insanların güzelliğini bugüne taşıyabiliriz.

Korkuyorum baba...
Asıl korkum, evlerimizi kaybetmek değil; birbirimizi kaybetmek. Servetimizi yitirmek değil; merhametimizi yitirmek. Zamanı kaçırmak değil; birbirimize ayıracak zamanı unutmak.
Ve biliyorum baba...
Bir gün insanlar yeniden insan olmayı hatırlarsa,
bir tas çorbanın bereketi,
bir selamın sıcaklığı,
bir annenin duası,
bir babanın nasihati,
bir kardeşin omzu...
İşte o zaman, kaybettiğimizi sandığımız bütün güzellikler, küllerinin altından yeniden filiz veren bir çınar gibi doğrulacak.
Korkuyorum baba...
Ama umut etmekten de vazgeçmiyorum.

Şükrullah Yavuzer
Kayıt Tarihi : 15.08.2026 19:28:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!