Kısık Sesli Vedalar

Hüseyin İstemi Harta
55

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Kısık Sesli Vedalar

Damdaki pabuçlarımı buldum, şimdi yola revan olma zamanı.
Kimseye zararı yoktur kısık sesli vedaların.
Bakışları hiçbir yöne çekmez kısık sesli vedalar.
Suyu bulandırmaz mesela kısık sesli vedalar,
hiçbir yalanı çıkartmaz suyun yüzüne.
Vicdan aklayanlara engel teşkil etmez kısık sesli vedalar.
Ne zenginin malından eder, ne fakirin malî hülyasına halel getirir.
Herkesin sevdiği, ama hiç kimsenin yüz vermediği vedalar hep kısık seslidir.
Bulanık bir geçmişten duru bir şimdiye yol almanın yegâne metodudur kısık sesli vedalar.
Ayıpları temize çeken kimsenin işini bölmez mesela kısık sesli vedalar.
Kısık sesli vedalar ne güneşi soldurur, ne soğuğu ısıtır.
Adam olana kıyamet, gayrısına yok hükmündedir kısık sesli vedalar.
Kısık sesli vedalar görmese de, duymasa da her şeyi bilir, ama dedikodu yapmaz.
Derelere sessizce akan su gibi akar gider kısık sesli vedalar.
"İyiler sevilir ama istenmez," demiş şair. İşte o misal,
Malum olmaz kimseye kısık sesle veda edenlerin akıbeti; malum olsa da umursanmaz.

Hüseyin İstemi Harta
Kayıt Tarihi : 20.10.2024 06:50:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Evin balkonundan bakıyordum. Bana ait olmayan en güzel anının yazılacağını bilmeden bakıyorum aşağıdaki insanlara. Sokaktaki dükkânlaralar girenler, çıkanlar, yolda yürüyenler her zamanki gibi çarşının renk cümbüşünü oluşturuyordu. Hemen alt katımızdaki müzik marketten çıkan kara yağız delikanlı elinde bir poşet tutuyordu. Delikanlının elindeki poşete nasıl aşkla baktığını görenler tıpkı benim gibi dikkat esilirdi delikanlıya. Dükkandan elinde poşetle dışarı çıkan biri bir iki sağa sola bakar ve yoluna giderdi normalde. Bu delikanlı ise elektrik direği gibi sabit durdu. Neredeyse yarım şarkı süresince durdu dükkanın önünde. Hadi durdun. Anladık. Ama bari sağa sola bak. Yok. Bakmadı. Durdu. Sadece durdu. Elindeki poşet göz hapsindeydi. Eski ortaokulun çarşıya bağlandığı sokaktan siyah beyaz çizgili gömlekli, siyah uzun etekli ve üzerinde uzun, ince mantolu bir kız yaklaştı dükkanın önüne. Yoldan telaşsız gelen kız, aynı rahatlıkla yaklaştı delikanlıya. Kız : “Naaber” dedi delikanlıya. Yüzündeki tebessüm sevgi taşıyordu. Kızın büyük bir sevgi duyduğu belliydi bu tebessümün narinliğinden. Büyük bir sevgi vardı kızın gözlerinde. Bu büyüklük kadar da uzaktı aşka. Delikanlı : “İyi… Senden naaber” dedi. Bir süre göalerinin içine akarak baktuktan sonra gözlerini kızın gözlerinden çevirip poşete baktı bir an. Gözlerindeki bakışların dönmesiyle, kızın da gözleri poşete yöneldi. Delikanlı olabildiğince nazik bir şekilde elindeki poşeti kız uzattı. Delikanlı – Ne zamandır aklımdaydı. Sana bir hediye almak istiyordum. Ama bir türlü bir sebep ortaya çıkmadı. Doğum gününe daha çok var. Bayram seyran desen çok da anlamlı olmayacaktı. Nasip, seni üniversiteye uğurlarken hediye almak varmış kaderde. Kız – çok teşekkür ederim. Düşünmen bile beni çok mutlu etti. Yanlış anlamayacağını bildiğim için söylüyorum, hediye almak için bir sebebe ihtiyacın mı var? Sen bana ne zaman bir şey söylemek istesen, ne zaman hediye almak istersen alabilirsin. Bizim aramızda öyle bir duvar mı var? Delikanlı – Aramızda böyle bir mesafe, böyle bir protokol olmadığını biliyorum. Ben verdiğim hediyenin zamanlamasının bir anlamı olmasını istediğim için bir nedene, bir sebebe bağlamak istedim sadece. Bu anlam ve değer sana yakışmalı. Anılarında derin bir yer tutmalı. Yoksa hediye her zaman alınır. Kız – şimdi bunu hemen burada açsam ayıp olmaz değil mi? Delikanlı – aslında hemen burada açsan bana ayıp olmaz. Sen demiştin, aramızda böyle bir duvar yok diye. Ama karşı kaldırımdaki Damla Kafe’ye çok ayıp olur. Kız – Damla Kafe’ye neden ayıp oluyormuş ki? Delikanlı – Valla adamlar o kadar kafe açmış, masraf yapmış. Masa koltuk falan koymuşlar. E, bir de kırk yıl hatırı olan bir şey satıyorlar. Ben Damla Kafe olsam çok üzülürdüm. Onlar karşıya geçerken merdivenlerden yıldırım gibi inip, oturdukları masanın arkasındaki masaya oturdum, masada duran gazeteyi eli elime aldım. Gözüm gazetedeydi ama kulağım arka masadaydı. Kız – Eveeettt… bakalım bu anlamlı günün anlamlı hediyesinin paketi içinde ne varmış? Delikanlı – E, Bak bakalım. Kız, poşetin içinden hediye paketini çıkarttı. Müzik notaları ve enstrüman çizimleri olan açık mavi ve lacivert desenlere sahip bir kaplama kağıdına sarılı bir hediye paketi geldi eline. Bir süre kaplama kağıdını inceledi kız, evirip çevirip dikkatle inceledi. Kız – Bu kağıt ambalaj kağıdı değil. Bu dükkanlarda böyle ambalaj kağıtları kullanılmaz. Delikanlı – Eee? Kız – Yani bu hediyeye çok özenilmiş. Delikanlı – Eeee? Kız – Muhtemelen içinde değerli ama pahalı olmayan bir şey var. Delikanlı – Eeeee? Kız – Fark ettiysen, tadını çıkarıyorum. Delikanlı – Fark ettim. Çıkartacaksın tabi. Kız – Tahmin ettiğin gibi bu kaplama kağıdını cart diye yırtacak değilim… yavaş yavaş açacağım. Delikanlı – Hediye senin… nasıl istersen öyle davranabilirsin. Kız büyük bir tebessümle katlama noktalarına yapıştırılmış bantları yavaş yavaş tırnağının ucuyla açmaya başladı. Bantları sökerken, yuvarlatılmış bir çay kaşığından yapılma yüzüğünün kağıda takılıp yırtılmaması için de özen gösteriyordu. Sonunda bantları tümü söküldü, kağıdın hiçbir yanına zarar gelmedi. Bu sonuç kızın yüzündeki mutluluk tebessümüne hafif bir guru kattı. Kız – Açmadan önce bir tahminde bulunayım mı? Delikanlı – Peki, buyur. Kız – Bunun içinde bir video kaset var. Delikanlı – Tebrikler. Puan kazandınız. Kız – Ama kimin video kaseti? Delikanlı – bence bundan sonrasını tahmin edemeyeceksin. Yani tahmin de atsen bulamayacaksın. Kız – o zaman açalım. Kendisine yakışır bir nezaketle katlanan yerlerinden kâğıdı açmaya başladı. Gri ve beyaz renklerin hakim olduğu bir kapağı vardı video kasetin. Üzerinde Roger Waters – Live in Berlin yazıyordu. Yazının altında kocaman harflerle TWE WALL logosu vardı. Uzun uzun evirip çevirip yazıları uzun uzun okudu. Delikanlı aldığı hediyenin bu kadar ilgi görmesinden son derece gururlanmıştı. Kız – Bu bir konser videosu Delikanlı – Evet. Yıkılan Berlin Duvarı önünde yapılan bir konser. Pink Floyd gurubunun beyni olarak bilinen Roger Waters ünlü sanatçılarla bir konser gerçekleştirdi. The Wall gurubun en ünlü albümlerinden biriydi. İzlediğinde çok beğeneceğine eminim. Kız – Bu isimleri ilk defa duyuyorum. Ama söz, büyük bir merakla izleyeceğim. Delikanlı – Daha önce de konuştuğumuz, ama bir türlü benim istediğim yere gelmeyen bir konumuz var. Biliyorsun, ben seni büyük bir aşkla seviyorum. Kız – Bak, bu konuyu… Delikanlı – Sözümü kesme. Ne diyeceğini biliyorum. Bu aşkın sende hiçbir karşılığı yok. Hiçbir zaman da olmadı. Ve hiçbir zaman da olmayacak. Biliyorum. Bu konuda da ısrarcı değilim. Şimdi sen üniversiteye gidiyorsun. Şiiri, edebiyatı, siyaseti, hak hukuk mücadelesini seven sen, muhtemelen buradan gideyim de ne olursa olsun diye su ürünleri okumaya gidiyorsun. Kız – bak, bu konu… Delikanlı – sözümü kesme demiştim. Lütfen kesme. Seni yargılamıyorum. Kızmıyorum. Küsmüyorum. Sadece dinle. Olur mu? Bunları söylemem senin değerini gözümde düşürmüyor, sana farklı bir gözle bakmıyorum. Benim için sen, hep aynı sensin. Ve hep aynı sen olarak kalacaksın. Ne yapsan, ne etsen, ne durumda olursan ol. Aramızda bir aşk olamayacaksa, bir aramız olması da benim ruhuma eziyet verir. Ne sen benim çekeceğim eziyete rıza gösterirsin, ne de ben böyle bir eziyete katlanabilecek kadar güçlüyüm. Bu hayat bize başka başka roller veriyor. Aynı sahnede rolümüzün olmadığı aşikar. Bu tiyatroyu bozamayız. Bozmaya çalışırsak da kendimizi bozarız. Sen kendini bozmayacak kadar değerli, ben kendini bozmaktan korkan bir kulum. Bana demiştin ya, bizim aramızda öyle bir duvar yok diye. Şimdi bizim aramızda bir duvar var. Ben bu duvarı sana hediye olarak verdim. Dolabında, kitaplığında bu duvarı gördükçe, aramıza ördüğüm duvarı hatırla. Kız – sözün bitti mi? Delikanlı – Evet. Kız – Neden böyle yapıyorsun? Ben seni gerçekten çok seviyorum. Mükemmel bir insansın. Seni tanıdığım için ciddi ciddi Allah’a şükrediyorum. İlla sevgili mi olmamız lazım? Yani cinsellik mi istiyorsun benden? Bak ne güzel birbirimizin derdiyle dertleniyoruz, bir birimizin sırlarını paylaşıyoruz. Bozma bunu. Bak, ben seninle sadece cinsel deneyimler yaşayamam. Ama maalesef sen bunu istiyorsun demek ki. Delikanlı – Bu güne kadar seninle selamlaşırken bir kez olsun elini tutup tokalaşmadım. Bir kez olsun sana sarılmadım. Parmağımın tek bir hücresi senin teninden tek bir hücreye dokunmadı. Derdim bu mu zannediyorsun? Burada bana fena halde ayıp ediyorsun. Ama ben bunu göz ardı ediyorum. Ben; benden başka birini sevmemeni istemiştim sadece. Hepsi bu. Ama şimdi sen başka bir şehre gideceksin. Başka hayatlarla yolun kesişecek. Başka hayatların rengi rengine karışacak. Sen bu kentin, bu arkadaş gurubunun içinde taşıdığın renklerle gönlümün sahibi oldun. Ama bu renkler değişecek. Tatile bayrama geldiğinde bana oraların renklerini anlatacaksın. Bazılarını gizleyecek, bazılarını da ballandırarak anlatacaksın. Aşk olmadığı gibi, meşk de kalmayacak bir süre sonra. Sonra sen benim sevdiğim kız da olamayacaksın, benim tanıdığım arkadaşım da olamayacaksın. Ben aynı yerde aynı insanlarla aynı hayatı yaşasam da, orada ölçeğin, kriterlerin de değişecek. Ben, senin değer verdiğin ayarda kalmamış olacağım. Çünkü değer ölçülerin de değişecek. Burada birlikte yaşasak, aynı güneşin altında aynı yağmurlarla yıkanıp, renklerimizi beraber değiştirip, beraberce seveceğiz belki. Ama o da şüpheli. Dolayısıyla. Ben, senin bende en yüksekte olduğun halinle kal istiyorum. Çünkü buna çok ihtiyacım var. Ama senin böyle bir ihtiyacın yok. Buna ihtiyacın olsa, zaten sen de beni aşk ile severdin. Şimdi ne yapacağız biliyor musun? Ben sana bir çay söyleyeceğim, İçeri girip hesabı ödeyip çıkacağım. Sen de çayını içip oturacaksın. Öyle veda faslı falan da yapmayacağız. Delikanlı masadan kalktı, içeride işletme sahibiyle konuşup hesabı öderken kızın çayı geldi. Kız içerideki delikanlıya bakıyordu sürekli. Masaya uğramasını umuyordu. Ama delikanlı kafenin kapısından çıkıp, masanın bulunduğu yönün tersine doğru yönelip yürümeye başladı. Kızın gözleri bir süre delikanlının ardından bakakaldı. Sonra çayını içip videokaseti kapağından çıkarttı. İçinden düşen kağıdı alıp açtığında bir şiirle karşılaştı. Kısık sesli vedalar yazıyordu kağıdın başlığında.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Orhan Erdoğan
    Orhan Erdoğan

    Yüreğinde gelen sesin kaleminle ritimlendirdiğin şiiri okumak haz verdi.
    Kutlarım

    Cevap Yaz
    Hüseyin İstemi Harta

    Ne güzel sözler bunlar. Teşekkür ederim.

TÜM YORUMLAR (2)