Kimi derman arar, kimi yol bilir,
Dıştan bakan her an, kolay sanır da...
Oysa yara sızlar, içten kan gelir,
Ayakkabı vurur, can uyanır da.
Gölge etmesinler, başka istemem,
Yükü çeken bilir, ben bir şey demem.
Kendi ateşimde, pişer sönemem,
Garip Murat sessiz, kul tanınır da.
Söz biter de kalem, küser kâğıda,
Bir feryat yükselir, dilsiz ağıda.
Kimse ortak olmaz, ağır yükünde,
Yalnızlık baş tacı, her bir dağda.
Yollar uzar gider, kar beyazında,
Donar umutlarım, kış ayazında.
Dost bildiğin bile, yabancı kalır,
Ruhun her sızısı, bir niyazında.
Dışarıdan bakınca, güler mi yüzüm?
İçimde fırtına, dışımda hüzün.
Dar gelir bu dünya, sıkar ayağı,
Bitmek bilmez derdi, şu gündüzün.
Kimi alkış tutar, kimi taş atar,
Herkes çıkarına, bin bir can katar.
Lakin o sızıyı, duyan bir sensin,
Güneş ufkunda hep, sessizce batar.
Gönül bir saraydı, şimdi harabe,
Aşk meyinden geçtik, düştük şaraba.
Kimse sormaz hali, bilmez ahvali,
Dertler yüklenmiştir, köhne araba.
Adım adım geçtim, hüzün bağından,
Haber gelmez artık, dostun sağından.
Ayakkabı vurmuş, ayak kanıyor,
İnmişim ömrümün, kar dağından.
Kapat kapıları, kimse girmesin,
Gözündeki yaşı, eller görmesin.
Sırrın sende kalsın, acın kutsaldır,
Yad eller gelip de, yara sermesin.
Ezelden böyledir, değişmez bu hâl,
Gerçeği sen yaşa, gerisi hayal.
Garip Murat der ki; dertle yoğruldum,
Sussun artık diller, olsun pür-melâl.
Kayıt Tarihi : 29.03.2026 16:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!