Üç ordu peyderpey Rum tarafından geldi,
Onlar haç taşıyan demirden birer seldi.
Şimdiye değin bu, görülmemiş cedeldi.
Şevkle giden peşinden nahoş bir hülyanın,
Haçlılar geldiler bir ucundan dünyanın.
Lakin vardır sonu, her imkânsız rüyanın.
Almanlar, Lombardlar, Normanlar ve Fransızlar,
Hepsi birbirinden barbar ve ahlâksızlar.
Vahşeti görenlerin yürekleri sızlar.
Ordusunun başında, kılıcı kınında,
Kılıç Arslan bekliyor 1101 yılında.
Dört yıl önceki tecrübe hâlâ aklında.
Seslendi Kılıç Arslan tüm Türk beylerine:
"Uzaktan izlersen yardım etmek yerine,
Ateş düşecek hepimizin evlerine."
Belek Gazi, Dânişmend ve Karaca Beyler;
Mevzu vatan ise daima imdat eyler,
Kâfir Frenk'e karşı kılıcını bileyler.
Komutan Kılıç Arslan, müdrik Türk bozkurdu,
Düşmanı yok edecek bir strateji kurdu.
Yolları tahrip ile kurtaracak yurdu.
Türk erleri Haçlılara tuzaklar dokur,
Anadolu kazanı kaynar fokur fokur.
Mağrur nasipsizler hep bildiğini okur.
Dânişmend'in kalbi Niksar hedefe kondu,
Bahane kurtarmaktı esir Bohemond'u.
İlk grubun cehennemi kanlı Merzifon'du.
İkinci grubun özü, disiplin ve düzen.
Issız Hacılar Yolu'nu dikkatle süzen,
Türk ordusudur onları Konya'da üzen.
Susuz kalıp nehirden kana kana içti,
Üçüncü grup artık Ereğli'de bir hiçti.
Pusu kuran Türklerse, ekin gibi biçti.
Ağustosun beşinden eylülün beşine,
Düştü kılıç artığı Frenklerin peşine.
Böyle cengâverliğin rastlanmaz eşine.
Müttefik kahramanlar bir eylül akşamı,
Korudu Anadolu ve Bilâdüşşam'ı.
Frenklerin burada sona erdi yaşamı.
Doğulu müverrih bu efsaneyi yazmaz.
Mağlup batılılar suskunluğunu bozmaz.
Zaferin ihtişamı kitaplardan sızmaz.
Türkiye'nin ilk muhafızı Kılıç Arslan,
Yurdu işgalden kurtardı mücahid aslan.
Ta ki, sen rahat otur ve arkana yaslan.
Kılıç Arslan tüm Anadolu'nun sultanı.
Oldu memleketi bir Türk-İslam bostanı.
Safranî'den dinle bu ölümsüz destanı.
Safranî | 26.05.2026
Şair SafranîKayıt Tarihi : 2.09.2026 13:38:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiirimiz Sultan Kılıç Arslan'ın 1101 Haçlı Seferi'ndeki mücadelesini anlatmaktadır. Batılılar açısından oldukça başarılı sonuçlanan Birinci Haçlı Seferi, Avrupalıların Türk-İslam memleketlerine olan iştahlarını ve özgüvenlerini tavana çıkarmıştı. Kudüs'ün işgalinden 2 yıl sonra Almanlar, Fransızlar ve Lombardlar gibi çeşitli kavimler; Kutsal Topraklar'daki Katolik Hıristiyan varlığını desteklemek ve ilerletmek için 4 yıl önceki seferden daha kalabalık ve donanımlı ordularla yola çıktı. Müslümanlar açısından felaketle sonuçlanan Birinci Sefer sırasında yapılan hatalardan dersler çıkartan başta Türkiye Selçuklu Sultanı Birinci Kılıç Arslan olmak üzere Anadolu'daki Türk beyleri ise artık daha tecrübeli ve hazırlıklıydı. Haçlılar tanınmış, onlarla mücadele edilmiş ve hatta büyük Haçlı liderlerinden Norman Bohemond Anadolu'da esir edilmişti. Danişmend Gazi ve Kılıç Arslan'ın kurduğu ve Belek Gazi, Emir Karaca gibi diğer beylerin de iştirak ettiği müttefik Türk ordusu ise Haçlı ordularının hareket ve adımlarını dikkatle takip etmekte ve sefer yollarını, su kuyularını ve tarım arazilerini tahrip ederek geri çekilme yöntemiyle Anadolu topraklarını işgalciler için cehenneme çevirerek avlarını yavaşça tuzağa çekmekteydi. Roma topraklarından birbiri ardına Anadolu'ya giriş yapan üç büyük Haçlı ordusundan ilki, Niksar kalesindeki Bohemond'u kurtarmak ve Türkleri Anadolu topraklarından çıkararak burada potansiyel Haçlı yapılanmaları kurmak amacıyla Ankara civarındayken dümeni kuzeye kırarak Romalı kumandanların uyarılarına rağmen Türk topraklarında ilerlemeye başladı. Zaman zaman gerilla ve vurkaç taktiklerini de aktif şekilde kullanan Türkler, birinci grubu Merzifon ovasında bîtap halde kıstırarak imha savaşına girişti. 5 Ağustos akşamından sonra hayatta kalan kılıç artığı Haçlılar, can havliyle Karadeniz kıyısındaki Roma kalelerine kaçmaya başladı. Kılıç Arslan ve beraberindeki Türk beyleri, muharebe ve sonrasındaki amansız takip sonunda sayısız ganimet ve esir ele geçirerek düşmanlarından geçmişin intikamını alırken, Anadolu'nun olası bir işgalini kesin surette önlemiş oldular. Bu esnada ikinci Haçlı ordusu, eski Hacılar Yolu'na devam ederek Konya istikametine yönelmiş ve Türkiye Selçuklularının yeni başkentini tehdit etmekteydi. Oldukça nizami ve disiplini yüksek olan bu ordunun önünü bir an önce kesmek için özellikle Kılıç Arslan ve Danişmend Gazi, yıldırım hızıyla kuzeyden güneye yol aldılar. Yürüyüş yolları zaten tahrip edilmiş ve Türkmen akıncıları tarafından sık sık tacizlere maruz kalan Haçlılar, nihai hedefleri olan Levant'a ulaşamadan Konya civarında Türk ordusu tarafından yok edildi ve neredeyse kaçabilen olmadı. Bu sırada üçüncü Haçlı grubu da aynı yolda Konya üzerinden Levant'a gitme hedefindeydi. Müttefik beylerin de katılımıyla maksimum kuvvetine ulaşan Türk ordusu, aynı stratejilerini her adımından haberdar oldukları üçüncü Haçlı grubuna da uyguladı ve Ereğli mevkiinde onlara bir tuzak kurdu. Açlık, yorgunluk ve bilhassa susuzluktan berbat hale gelen Haçlılar, Türklerin pusu kurduğu nehir kenarında savunmasızca su içmeye koyuldular. 5 Eylül'de Türkler, tuzağa düşen Haçlıları, güneydeki Roma toprağına kaçarak canını zor kurtarabilen birkaç yüz Frenk dışında, ekin biçer gibi biçti. Son kazanılan muharebeyle birlikte yüksek moralli ve sayısal açıdan pek güçlü olan üç büyük Haçlı ordusu, hedeflerine ulaşabilmek şöyle dursun, Anadolu topraklarını bile geçememiş ve amel defterleri, müttefik Türk ordusu tarafından kapatılmıştır. Tarihin o güne dek gördüğü en kapsamlı askeri ve toplumsal operasyonlarından biri; Türk beylerinin müşterek hareketi, gösterdikleri olağanüstü çaba, sergiledikleri ustaişi stratejiler, taşıdıkları kuvvetli inançları ve yüreklerindeki üstün cesaret sayesinde yolun yarısında Batılıların hiç beklemediği bir biçimde son bulmuş ve Batı Avrasya'nın en az 200 yıllık geleceği doğrudan şekillenmiştir. Haçlıların; Levant'a ulaşmak, mevcut Haçlı varlığını güçlendirmek, geliştirmek ve ilerletmek olan nihai hedeflerini ve heveslerini kursaklarında bırakan Kılıç Arslan ve diğer Türk beyleri, Türk-İslam dünyasının en büyük savunma savaşlarından birini vermiş ve kazandıkları zaferle eşine az rastlanır bir cihad örneği sergilemişlerdir. Sultan Kılıç Arslan ve beraberindekiler, henüz Türkleşmeye başlayan Anadolu'yu başarıyla savunmuş ve Birinci Haçlı Seferi nedeniyle büyük bir gerileme yaşamış olan Anadolu Türklüğü için Ortaçağ'da adeta bir istiklal harbi vermişlerdir. "1101 Haçlı Seferi" biçiminde resmî tarih anlatımında bulunan bu mücahedeyi layıkıyla anlatmaya kelimeler ve cümleler kifayetsiz kalmaktadır. Diğer taraftan, literatürde detaylı yer bulmamakla birlikte olayla ilgili anlatım yapan birincil kaynaklar çok sınırlıdır. Doğulu müverrihlerin o dönem için uç bölgesi olan Anadolu'daki olayları yeterince kayda geçirmemesi, bu bilgi kıtlığının sebeplerindendir. Diğer sebep ise, seferde bulunup kayıt tutabilecek veya yaşadıklarını aktarabilecek çok az Batılı görgü tanığı kalmış olmasıdır. Ancak belki de bu kritik zaferin fark edilmeyen büyüklüğünü şöyle anlatmak gerekir: Bu zaferde Haçlılar öyle ezilmiştir ki; muharip ordularda bulunup canını kurtarabilen, yaşananları kaydedebilecek veya aktarabilecek insan neredeyse kalmamıştır. Ayrıca, Batılılar için öylesine rencide edici bir yenilgidir ki; Haçlılar en kötü seferlerini yapmışlar, 50 yıl boyunca Anadolu üzerinden Levant'a geçmeye cesaret edememişlerdir. Bu utançtan ötürü teknik açıdan literatürde "İkinci Haçlı Seferi" şeklinde bulunması gereken bu savaşlar silsilesi, birincisinin bir uzantısı şeklinde anlatılarak gölgelenmiş ve klasik seferler sıralamasına alınmamıştır. Bize de Sultan Kılıç Arslan ve yanındaki Türk beylerinin hatırasını yaşatmak, ideallerinden ve faaliyetlerinden ilham almak düşmektedir. Yüce Allah onlara rahmetiyle muamele etsin.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!