Bir Stradivarius’un tellerine dokunuyor incecik parmaklı elleriyle, tabiat sesli bir kadın.
Zîlan Şelalesi’ni andırıyor yelelerine lale, sümbül, süsen, nergis takılı saçları.
Ve sanki bütün yaşamı üst dudağının kenarındaki iki bene kodlanmış gibi,
yüzüne gizem katan benleriyle, Stradivarius’un tellerindeki tınılara eşlik etmeye başlayınca
yabancı bir dilden bir türküyü seslendirerek, tüm canlılarda kocaman hayretler oluşuyordu
ve dünyanın da düzeni değişiyordu böylece...
Bir kızın olursa günün birinde,sana benzeyen yanlarıyla güzel bir kızın...
Onunda elleri andırıyorsa ılık rüzgarları,onunda saçları tılsımlıysa ve andırıyorsa yücelerden inen bir şelaleyi,
onunda ayakları andırıyorsa beyaz zambağı,ve onunda gülüşü andırıyorsa Gül goncasını,
söyle ona gizlemesin gözlerinin mavisini kahve rengiyle,
Ve fondötenle kapatmasın mucize benlerini.Dilerim birgün,çıkar karşısına bilinmeyenden gelmiş eski fırtınalardan kalmış durgun bir adam,yakalayıp yeleleri sarı kırmızı yeşil olan,yılkı atlarının beyazını, atıp onu atının terkisine,su kenarlarından,ovalardan,çiçekli dağ yollarından,yaylalardan,kekik kokularından,kırlangıç seslerinden aşırsın,uçsuz bucaksız bir halaya aparsın.
Gidiyorum kızıl atlar sırtında
Gidiyorum ak bulutlar içinde
Gidiyorum Trabzon var aklımda
Gidiyorum bir yar ilinden....
Daha dün, bir tren penceresinden
Saatlerce dolunayı seyredip bir kadını düşündüm...
İsterim ki bütün trenler yüreğime etsinler buyur,
Yüreğimde ay yüzlü bir güzel uyur.
Sonra trenler geçti yamacımdan,
Göğü yırtan bir sesle, çığlık çığlığa,
Rayların soğukluğunda
Yaralı bir kalbe izini bırakarak.
Sonra bulutlar geçti üzerimden,
Tütün çiçekleri açarken Murat kıyısında, Ağustos sıcağında aileler tarlalara yürürdü; emek için, ekmek için...
Uzak köylerin türkülerini sararak dumanına, trenler gelir geçerdi Muş ovasından, elinde kırık bir umutla bir ihtiyar kadın, tütün yaprağı gibi sarıyordu zamanı ince ince...
Her geçen trenle biraz daha eksilerek bekliyordu gideni, gelmeyeni...
ben dünya bilirken ayaklarının altını bile,daha hangi bilgiyle anlatabilirimki ellerini,benlerini,göz bebeğini,melek kanatlarını.?..uyanda el et şu güneşe doğsun artık..kahrediyor beni bu karanlık ülke...
Rüzgâra sorsan, “Ben döktüm,” der,
“Ben savurdum sarı hüznü dallardan.”
Ağaca sorsan, “Benim yaram derin,” der,
“Ben bıraktım yapraklarımı, kendi dalımdan.”
Bir bahar vardı, yeşil yeşil ümit dolu,
Nerede yaprakların, ey ağaç?
Tepende yuvalanan kuşların nerede?
Göğe umut dolu yükselişinin sebebi neydi?
Boylu boyunca uzanan gölgende serinleyenler nerede?
Yalnızsın, gölgesiz, belki de yarınsız...
Senin yüzünden uyku göç etti gecemden, Bir yıldız bile kalmadı göğümde, Her şeyin tadı tuzu bozuldu, Rüzgâr bile esmez oldu yüzüme.
Senin yüzünden kırık dökük bakıyorum aynalara, Yüzümde gülüş kalmadı, Ellerim boş, yüreğim yarım, Sanki dünyamın yarısı gitti seninle.
Senin yüzünden türkülere hüzün düştü, Her söz, her ezgi sana dönüyor, Bir yol varsa çıkmazında kaldım, Bir aşk varsa yükünü ben taşıyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!