Yağmur yağıyordu o gece.
Şehir susmuştu ama Elif’in içi kıyametti. Otobüs terminalinin soğuk bankında oturmuş, giden otobüsün arkasından saatlerdir bakıyordu. İnsan bazen birini kaybedince değil… artık hiç dönemeyeceğini anlayınca yıkılırmış. Elif o gece bunu öğrendi.
Mert’i öyle büyütmüştü içinde…
Bir insanı sevmek değil de ona yuva olmak gibiydi onunki. Aç kalırdı yine belli etmezdi, yeter ki Mert üzülmesin isterdi. Kendi derdini susturup onun yaralarını sarardı. Çünkü sevda dediğin şeyin fedakârlık olduğunu sanmıştı.
Ama bazı insanlar sevilmeyi sever, seveni değil…
Mert giderken dönüp son kez bile bakmamıştı.
Elif’in elinde hâlâ onun yıllar önce aldığı ucuz bileklik vardı. Kopmuştu artık, tıpkı içi gibi. İnsan en çok da “kalırım” diyenin gidişine kırılırmış.
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta