Bütün hayatımız,
incecik bir pamuk ipliğine asılıydı sanki;
Moiralar’ın parmaklarında titreyen
eski bir kader gibi…
Öyle ciddi,
öyle kırılgan…
Azalan ne varsa,
Prometheus’un ateşi pahasına
çoğalıyordu içimizde.
Artık insanı küçülten yalnızca yoksulluk muydu,
yoksa susmayı öğrenmiş kalpler mi?
Bir Truva gecesi kadar uzun
ve bir ağıt kadar karanlıktık.
Altta kalmamak için
biraz daha eksilmemek gerekiyordu yalnızca.
Bize sürülen yaftalara
zamanla alışıyor muyduk, bilmiyorum.
Ben düşündükçe
labirentin içimde büyüyen koridorları
dallanıp budaklanıyordu;
ama hiçbir dalıma
Apollon’un ışığı değmiyordu.
Her bahara selam dururken,
paslı aynalarda biraz daha kırılıyordum.
Narkissos’un suya eğilen yüzü gibi
kendime yabancı düşüyordum.
Her solan yaprakla birlikte
gülüşlerim de dökülüyordu ardımdan;
kırışmış umutların arasına karışan
tozlu kervan yolları gibi…
İsterdim ki
inatçı dağ keçileriyle hemhâl olayım bir gün;
Cîlo eteklerinde,
rüzgârla konuşan taşlar kadar huzurlu…
Kimseye eğilmeden,
hiçbir gölgeye sığınmadan…
Sadece göğe yakın durarak
ve kendine sadık kalarak…
Ya da kalbimizi bırakabilelim
sütliman bir ovanın sessizliğine;
İda Dağı’nın yorgun tanrıları gibi…
Ama insan ihtiyatlı oldukça,
kendi odasında bile kayboluyordu.
Ben de durmadan dolaşıyordum
aynı duvarların içinde;
Sisyphos’un bitmeyen taşıyla
aynı yazgıya yaslanarak…
Öfkem büyüdükçe
ne söyleneni anlayabiliyordum
ne de içimde kopanı dile getirebiliyordum.
Bakıyor ama görmüyor,
dinliyor ama duymuyorduk.
Mnemosyne bizi terk etmiş gibiydi;
ne için güldüğümüzü unutmuş,
hatırlamayı bile yorucu buluyorduk.
Başkalarının hayatlarında
kendimize başka ihtimaller aramak,
belki de en ağır yenilgiydi.
Bir düzenin içinde
düzensiz kalmaya çalışmak ise
gülüp geçtiğim her şeyi
geceleri ters yüz ediyordu.
Ve biz…
Aklımıza düşenlerle yaşayıp
kendi içimizde duraklıyorduk.
Biraz eskimek,
çokça eksilmek
ve sessizce çoğalan bir yalnızlık olmak…
Belki de insan,
en çok kendi küllerinden yoruluyordu.
Kayıt Tarihi : 14.05.2026 13:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
“Kassandra’nın Küllerinden”, çağın ağırlığı altında yorulan insanın içsel parçalanışını anlatır. Şiirde; yalnızlık, aidiyetsizlik, umut kaybı ve kendine yabancılaşma mitolojik göndermelerle işlenir. İnsan, geçmişin yüküyle eksilirken; yine de dağlar, doğa ve özgürlük içinde kendine sadık kalabileceği bir huzur arar. Ancak sonunda en büyük yorgunluğun, insanın kendi küllerini taşımaktan geldiği anlatılır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!