Kantar köyü . Şiiri - Süleyman Kılıç 2

Süleyman Kılıç 2
119

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Kantar köyü .

Unutamadım çocukluğumu, düşer gibi ayakta durmaya çalıştığımı.

Çamurdan araba, telden kamyon ve onlara lastik ayakkabıdan tekerlek yapmayı…

Taştan bilye, söğüt dalından at yapmayı; bayramı beklemenin bayramdan daha tatlı olduğunu unutamadım.

Kırlangıç yuvası gibi iki odalı yuvamızı, kışın akıtan tavandan leğene düşen tıptıpları unutamadım.

Ağabeyimin arkasından koştuğum günleri, ablamın arkadaşlarının arasına karışmaya çalıştığım anları unutamadım.

Çuvalla yedek kanalında yüzerken, köyümüzün misafir leyleğini ve yuvasını unutmak mümkün mü?

Arılarla muhabbet etmenin ne olduğunu bana sorun; kovanla hemhâl olmayı unutamadım.

Bağ bozumu zamanı Hacı Mahmut Ağa’nın bağında toprağa düşen üzüm tanelerini okulca toplamayı, o küçücük nasiple dünyalar kadar sevinmeyi unutamadım.

Güneşin asma yapraklarına akşam gibi vurduğunu, pekmez kokusunun ellerimize sindiğini, yorgunluğun bile tatlı geldiği günleri unutamadım.

Babam Seyit Malla Hasan’ın teravih kıldırışını unutamadım. Caminin loş ışığında çocukların gizli gizli kıkırdamasını, saf aralarında dürtüşmelerini…

Bayram sabahı ev ev dolaşmayı, şekerle dolan ceplerimizi, kapı kapı yükselen kahkahaları unutamadım.

Bayramdan bayrama alınan elbiseleri, gece damda uyurken tahtanın üstüne bırakıp dönüp dönüp bakmayı, bir türlü sabah olmayışını…

Yılbaşında “Kırdık sere sale!” diye bağırarak kapı kapı dolaşmayı, yüzü is ve dumanlı o adamları unutamadım.

Sonra yağmur yağınca hep birlikte bulgur toplamayı, bir evde kaynatılan kazanın etrafında aynı kaşığa uzanıp bereket gibi yemeyi…

Büyük kazanlarda danüğün kaynayışını unutamadım; buğdayın ağır ağır bulgura dönüşmesini…

Elimizde taşlarımızla, demir taslarımızla sıraya girip bekleyişimizi, sabırsız gözlerle kazanın başından ayrılmayışımızı…

Sonra sıcak sıcak taslarımıza doldurup, biraz yağlayıp biraz tuzlayarak iştahla yiyişimizi…

O buğday kokusunun akşam serinliğine karışmasını, paylaşınca çoğalan köy bereketini unutamadım.

Köy meydanında her evden bir yemek getirildiğini, kocaman sofralar kurulmasını, sebebini unuttum ama güzelliğini unutamadım.

Yokluğun içinde mutlu olmayı, kavgaların bile tatlı olduğu günleri unutamadım.

Cami bahçesindeki narlara musallat oluşumuzu, Hacı Sofi’nin hayal meyal sopayla bizi kovalamasını unutamadım.

Hududun sınırında ot toplamayı, yaz geceleri damda uyumayı, köy maçlarını izlemeyi ve hiç dahil olamamayı unutamadım.

Köyde birkaç evde televizyon olduğunu, gece geç saatlere kadar TRT 1 izlemeyi, “Ala Geyik” filminde uyuyakalmayı unutamadım.

Bir cenaze olduğunda televizyonun üstünün bir bezle kapatılmasını unutamadım.

Pamuk zamanı tarladan kalan pamukları toplamayı, Seyfettin abinin dükkânından mısır ve gofret almayı unutamadım.

Okuldaki Muhsin Ünlü’yü, Bahadır öğretmeni, bir sınıfta 1-2-3 diğer sınıfta 4-5 okumayı ve 23 Nisan süslemelerini unutamadım.

Nezirhan tesislerinde hacılara buz satmayı ve bekçiden kaçarkenki koşuşturmaları unutamadım.

Babam Seyit Malla Hasan’ın teravih kıldırışını, annemin “Allah kerim” deyişini, ineklerimizi, kedimizi, ördeklerimizi ve sarı ineğin hastalığında sabaha kadar bekleyişimizi unutamadım.

Kantar Köyü’nü unutamadım.

Unutamadım, unutamam.

Hacı Mahmut Ağa’nın bağ bozumu gibi içimde kaldı çocukluğum.

Süleyman Kılıç 2
Kayıt Tarihi : 20.05.2026 22:49:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!