Vakit daralır, mülk sahibi çekilir kendi kabuğuna,
Sükût, bir veli hırkası gibi düşer şehrin omuzlarına.
Bir ses yankılanır arşın en kuytu burcunda;
"Gel" der, "Kendi kıyından geç de gel..."
Ne taç kalır başta, ne de sırtın kambur yükü,
Aşk denilen o derya, yıkar geçer bütün bendi, bükü.
Evliya nefesidir bu; rüzgarla gelmez,
Toprağın altındaki sese, göğün kapısı kapalı kalmaz.
Onlar ki; parmak uçlarıyla dokunur zamana,
Avuçlarında bir parça nur, sığmazlar hiçbir mekana.
Gözleri kapalıdır ama kâinatı seyrederler,
Bir "Hû" çekişte bin yıllık karanlığı delerler.
Ne nefis kalır ortada, ne de 'ben' diyen o sızı,
Bir seccade boyu kadardır yeryüzünün tek kırıntısı.
Ekmekleri sabır, suları ise bir yudum gözyaşı,
Ererler de bilmezler, toprağa basan o yorgun başı.
Bakınca taşa, cevheri gören gözdür veli,
Kırık bir kalbi onaran, o sessiz, o gizli eldir veli.
Dünya bir handır, geçerler içinden usulca,
Ardında bir koku bırakırlar; gül değil, nurdur bolluğunca.
Şimdi dur ve dinle o deruni sükûtu;
Ruhun, gökyüzüne açılan en tenha hududu.
Sen sustuğunda başlar o asıl büyük kelâm,
Bin yıllık bir secdeden, bütün âleme bir selâm...
Hasan Belek
Akçay
Kayıt Tarihi : 3.3.2026 23:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Toprağın altındaki sese, göğün kapısı kapalı kalmaz...
sevgili emmi, ne diyelim... takip ettiğimiz kadar varsınız... ilminize bereket... ilm-i ledündür bu hiç şüphe yok... allah sizden razı olsun...
TÜM YORUMLAR (1)