Bir kadını anlatmak kolay değildir…
Çünkü kadın dediğin bazen bir evin sessizliği,bazen bir çocuğun duasıdır.
Kadın dediğin annedir,kardeştir,aşktır,sevgidir…
Ama çoğu zaman içinde kimsenin görmediği bir fırtınayı taşır.
Seven kadın vardır mesela…
Kalbini sonuna kadar açan,bir bakışa ömrünü veren kadın.
Sevilen kadın vardır,gülüşüyle bir hayatı güzelleştiren.
Ama bir de üzülen kadın vardır…
Geceleri kimse duymasın diye yastığa sessizce ağlayan.
Terk edilen kadın vardır,kapı kapanırken içinde bir ömür kırılan.
Kullanılan kadın vardır,sevildiğini sanıp bir yalanın içinde kaybolan.
Korkan kadın vardır…
Susar.Çünkü konuşursa daha büyük bir fırtına kopacağını bilir.
Ayrılmak isteyen kadın vardır…
Ama ayrılmak istediği için şiddete uğrayan kadın.
Ve ne yazık ki bir de toprağa düşen kadın vardır…
Hayalleri yarım kalan...
bir annenin duasında , bir kardeşin gözyaşında yaşamaya devam eden kadın.
Kimi kadın aile baskısından kaçar,
sevgisizlikten kaçar ve yüzünü ilk güldürene inanır.
Sonra bir gün anlar…
Gülüş sandığı şey bir tuzaktır.
Kimi kadın gençliğin heyecanına kapılır,yanlışa düşer ve pişmanlıkla büyür.
Kimi kadın sevildiğini zanneder,bir yuva kurduğunu sanır…
Ama bir sabah hayallerinin sessizce çalındığını görür.
Ve sorarsın sonra , Neden bu kadar çok kırık hikâye var ?
Çünkü bazen...
“Ben yaşamadım, kızım yaşasın” diyen anneler,yanlışı görmezden gelir.
Bazen...
“Ben böyleydim, sen öyle olma” diyen anneler yanlışı sorgulamaz.
Bazen...
baskıcı bir baba korkutarak büyütür evlatlarını.
Bazen
“Kimse bacıma dokunamaz” diyen bir abi dünyayı düşman gibi anlatır.
Ve işte böylece ,Bir kadının yolu daha başlamadan korkularla çizilir.
Ama unutulan bir şey var…
Kadın sadece bir hikâye değildir.
Kadın bir toplumun aynasıdır.
Bir kadının gözyaşı aslında bir dünyanın utancıdır.
Ve bir kadın gülüyorsa inanın bana bir dünya kurtulmuş demektir.
Ama yine de…
bütün bu hikâyelerin içinde dimdik duran kadınlar da vardır.
Yıkılan hayallerin arasından kendini yeniden toplayan kadınlar.
Gözyaşını silip “Ben hâlâ buradayım” diyen kadınlar.
Çünkü kadın…
kırılabilir ama yok olmaz , Yaralanabilir ama tükenmez.
Bir kadın sustuğunda dünya sessizleşir belki,
ama bir kadın konuştuğunda gerçekler yankılanır.
Bir kadın ağladığında sadece bir insan ağlamaz,
bir çocukluğun hatırası,bir annenin duası,bir hayatın umudu ağlar.
Ve bazen…
kimse görmese de en büyük savaşı kadın verir.
Bir sofrayı ayakta tutar,bir aileyi bir arada tutar,
bir çocuğun yarınını elleriyle büyütür.
Ama çoğu zaman kimse sormaz ona.
Sen nasılsın ?
Kimse merak etmez o güçlü görünen kadının kaç defa kırıldığını.
Kaç gece kimse bilmeden ağladığını.
Kaç hayalini kimseye söylemeden içine gömdüğünü.
Çünkü kadınlara küçüklükten beri öğretilir.
Sabret , Sus , Dayan.
Ama kimse öğretmez onlara değer görmeyi,sevilmeyi,saygı görmeyi.
Ve işte bu yüzden nice kadın yanlışın içinde kaybolur.
Sevgi sandığı şeyin bir yara olduğunu çok geç anlar.
Ama yine de bir umut taşır içinde.
Belki bir gün bir baba kızını korkuyla değil sevgiyle büyütür.
Belki bir gün bir abi korumayı korkutmak sanmaz.
Belki bir gün anneler sadece sabretmeyi değil , doğruyu öğretir kızlarına.
Ve belki o gün…
bir kadının kaderi acıyla değil saygıyla yazılır.
Çünkü kadın dediğin , sadece bir insan değildir…
Kadın dediğin bir hayatın başlangıcıdır.
Ama umut yine de ölmez…
Çünkü kadın dediğin karanlığın içinde bile bir ışık aramayı bilir.
En kırık yerinden bile hayatı yeniden filizlendiren bir sabrı vardır onun.
Bir çocuk doğurur mesela…
ve o çocukla birlikte dünyaya yeniden inanır.
Bir sofrayı kurar,bir evi yuva yapar,bir yarayı merhem eder.
Ve çoğu zaman herkesin yükünü taşır da , kendi yükünü kimseye söylemez.
Oysa her kadının içinde anlatılmamış bir hikâye vardır.
Bir kırgınlık…bir hayal…bir yarım kalmış cümle.
Kimi kadın yanlış bir sevdanın içinde kaybolur,
kimi kadın doğruyu bulana kadar bin kere yanılır.
Ama her yanılgının içinde bir şey öğrenir kadın.
Bir gün gelir , artık susmaz.
Bir gün gelir , artık korkmaz.
Bir gün gelir , gözlerinin içine bakıp dünyaya şunu söyler.
“ Ben zayıf değilim…Sadece sabrettim ”
Ve işte o gün bir kadının ayağa kalkması,
sadece kendisini değil , bir nesli ayağa kaldırır.
Çünkü güçlü bir kadın sadece kendi kaderini değiştirmez…
Bir kız çocuğunun yarınını da değiştirir.
Belki de bu yüzden dünya ne kadar sert olursa olsun
kadınlar hâlâ seviyor,hâlâ inanıyor,hâlâ umut ediyor.
Çünkü kadın dediğin ,yıkılsa bile yeniden ayağa kalkmayı bilen tek mucizedir.
Ve unutmayın…
Bir toplumun gerçek gücü kadınların ne kadar sustuğunda değil,
kadınların ne kadar güvende ve ne kadar değer gördüğünde saklıdır.
Ama aslında…
kadının değeri bu dünyanın koyduğu ölçülerle değil çok daha önce yazılmıştı.
Bir rahmetin içinde,bir hikmetin içinde.
Çünkü İslam,kadını bir yük değil bir emanet olarak gördü.
Bir kız çocuğunun doğduğu gün yüzlerin karardığı bir çağda insanlığa şu gerçeği hatırlattı,
Hz.Muhammed ( s.a.v. ) dedi ki,
“ Cennet annelerin ayakları altındadır ”
Kadın dediğin sadece bir eş değil,sadece bir evin insanı değil…
Bir neslin öğretmeni,bir insanlığın başlangıcıdır.
Bir annenin duası bir çocuğun kaderine yazılır.
Bir annenin gözyaşı gökyüzüne yükselen en sessiz duadır.
İslam, kadını korumak için erkeğe güç değil sorumluluk verdi.
Bir kadına el kaldırmayı değil ona merhamet etmeyi öğretti.
Bir kadını susturmayı değil onu dinlemeyi öğretti.
Ve en güzel örneğini de yine aynı insan gösterdi…
Hz.Muhammed (s.a.v. )
hayatında hiçbir kadına el kaldırmadı.
Kadınlara merhamet etti,insanlığa bir ders gibi bıraktı.
Çünkü bir kadına değer vermek sadece bir insanı sevmek değildir…Bir emaneti korumaktır.
Ama bugün unutulan şey tam da budur.
İnsanlar dini değil öfkeyi dinlediğinde,merhameti değil kibrini büyüttüğünde en çok yine kadın kırılır.
Oysa hakikat çok nettir,
Kadına şiddet gücün değil zayıflığın göstergesidir.
Kadına saygı ise insanlığın en büyük imtihanıdır.
Ve belki de dünya yeniden hatırladığı gün düzelecek,
Bir kadına değer vermek sadece bir insanı değil bir yarını korumaktır.
Çünkü kadın dediğin…yalnızca bir insan değildir.
Kadın dediğin bir duanın dünyaya gelmiş hâlidir.
Ama bütün hikâyeyi anlatırken bir gerçeği de saklamamak gerekir…
Çünkü bugün kadınların yaşadığı acıların içinde zaman zaman yapılan hatalar da vardır.
Bazı kadınlar kalbin sesini değil dünyanın gürültüsünü dinler.
Hırsın peşine düşer bazen , daha çok para,daha çok tanınmak,daha güzel görünmek uğruna…
Ve fark etmeden,ailenin, sadakatin, ahlâkın inceliğini küçümseyen bir dünyanın içinde kaybolur.
Birileri çıkar sonra bu bozulmayı “özgürlük” diye anlatır,yanlışı “normal” diye gösterir.
Ama en ağır bedeli yine kadın öder.
Çünkü kadın bozulursa sadece bir hayat değişmez…bir toplum değişir.
Bunu bilen kötü eller ilk önce kadının kalbine dokunur.
Anneye derler ki ,“Ben yaşamadım, kızım yaşasın”
Ama kimse sormaz , Ya yanlış yaşarsa?
İşte o yüzden babalar korkuyla sertleşir.
İşte o yüzden abiler korumayı öfkeyle karıştırır.
İşte o yüzden eşler artık birbirine güvenemez hâle gelir.
Ve bir de şu çağın görünmeyen meydanı vardır…
Sosyal Medya...
Bir ekranın içinde binlerce hayat gösterilir insanlara.
Sürekli daha güzeli,sürekli daha zengini,sürekli daha kusursuzu…
Ve insanın kalbine yavaş yavaş bir şüphe düşer,
“Acaba benim hayatım eksik mi ”
İşte o şüphe bir evin huzurunu kemirir.
Bir güveni sarsar,Bir aileyi sessizce yıkar.
Ve sonra yine en ağır bedeli kadın öder.
Kimi zaman kullanılır…kimi zaman aldatılır…kimi zaman dayak yer…
Ve ne yazık ki kimi zaman da toprağa düşer.
Sonra herkes konuşur,herkes üzülür,herkes birkaç gün ağlar.
Ama kimse dönüpte , O en zor soruyu sormaz,
Neden ?
Neden bu kadar çok kırık hayat var ?
Neden bu kadar çok yarım hikâye var ?
Neden kadınlar ya susuyor,ya kırılıyor,ya da toprağa düşüyor ?
Belki de soruyu sormaya cesaret etmediğimiz için…
Belki de yanlışları konuşmaktan korktuğumuz için…
Belki de gerçekle yüzleşmek herkese ağır geldiği için.
Ama unutulmaması gereken bir şey var
Kadın sadece bir insan değildir…kadın bir toplumun kalbidir.
Ve kalp yaralanırsa beden ne kadar güçlü görünse de yaşamak zorlaşır.
Ama bütün bu hikâyelerin sonunda insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor…
Nerede kaybettik birbirimizi ?
Ne zaman merhamet öfkenin gerisinde kaldı ?
Ne zaman sevgi şüphelerin arasında boğuldu ?
Bir zamanlar bir evin içinde güven vardı.
Bir baba kızının başını okşardı,
bir abi bacısının arkasında dağ gibi dururdu,
bir anne evlatlarına sadece hayatı değil ahlâkı da öğretirdi.
Bir kadın sevildiğinde korkmazdı.
Bir erkek sevdiğinde korurdu.
Ama bugün kalpler birbirinden uzaklaştıkça insanlar birbirine yabancılaştı.
Güven kırıldı.Sözlerin değeri azaldı.Sevgi hafife alındı.
Ve bu karmaşanın içinde en çok yine kadın yaralandı.
Oysa unutulan bir gerçek var…
Kadın sadece bir insan değildir...
Kadın bir evdir, Kadın bir merhamettir,Kadın bir başlangıçtır.
Bir kadın güvende olursa , bir çocuk huzurlu büyür.
Bir kadın değer görürse , bir aile ayakta kalır.
Bir kadın mutlu olursa bir toplum nefes alır.
İşte bu yüzden bir kadını korumak sadece bir insanı korumak değildir…
Bir geleceği korumaktır...
Ve belki de bu hikâyenin sonunda herkesin kendine sorması gereken tek bir soru vardır,
Kadınlar neden bu kadar acı çekiyor değil…
Biz toplum olarak , nerede yanlış yapıyoruz ?
Erkan TankutKayıt Tarihi : 16.3.2026 22:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Erkan Tankut kaleminden... " Tankutbey "




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!