Bazen hayat, bir radyo frekansındaki cızırtı gibidir; ne şarkıyı duyabilirsin ne de tamamen sessizliğe gömülebilirsin. Öylece beklemek, insanın kendine yapabileceği en zarif işkencedir. Kimse fark etmez ama her sabah, dün gece öldürdüğümüz hayallerin cenazesinden uyanırız. Bir ceketin cebinde unutulmuş eski bir sinema bileti ya da hiç çalmayan bir telefonun ışığı, aslında ne kadar çok şeyi geride bırakmak zorunda kaldığımızın sessiz kanıtlarıdır. İnsan, biriktirdiği her eşyada aslında bir zamanlar olduğu o neşeli kişiyi saklar; ama o kişi çoktan gitmiştir.
İçimizdeki boşluk öyle hemen oluşmaz. Birinin gidişiyle, bir hayalin yıkılışıyla ya da bir güvenin sarsılışıyla yavaş yavaş oyulur ruhumuz. Sonunda öyle bir an gelir ki, içinden geçen rüzgar ıslık çalmaya başlar. O sesi dindirmek için kalabalığa karışırsın, en yüksek sesli şarkıları açarsın, hiç durmadan konuşursun. Ama gece olup başını yastığa koyduğunda, o ıslık yine oradadır. Çünkü kaçtığın yer dünya değil, tam olarak kendinsin. Büyümek dediğimiz o hantal süreç, biraz da kendi yaralarımızla tanışma törenidir.
Artık kimseye "anlat beni" demiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bir başkasının kelimeleri bizim sızımıza dar gelir. Kendi sözcüklerimizi de yitirdik; artık sadece susarak anlaşıyoruz. Bir kağıdın kenarına düşülen o karalamalar, aslında dünyaya atılmış en büyük çığlıklardır. Ama bu çağda çığlıklar sadece ekranların camına çarpıp geri dönüyor. Elimizde kalan tek şey, bir zamanlar çok güzel güldüğümüze dair o soluk, siyah-beyaz inanç.
Asaf Eren TürkoğluKayıt Tarihi : 19.04.2026 13:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!