Ben insanlara derdimi anlatamıyorum,
Her geçen gün kelimeleri kaybediyorum.
Cevap veremiyorum, soruyorlar: "Nasılsın?"
Konuşsam, kelimelerimi nasıl anlasın?
Ey kendini bile bilemeyen aciz kadın!
Sorarlar: "Sen neden bu yalan dünyaya kandın?"
Nedir sendeki bu kadar bencillik ve kibir?
Sana artık bu dünyadan ne söylenebilir?
Leylasız Mecnun kadar çaresizim,
Yolunu ben karanlıkta gözledim.
Umuttu bana sokak lambaları,
Sarı ışığın altında sensizdim.
Maziye dokunamam, mazi de benden kaçar;
Değiştiremem, ıstırabı acılar saçar.
Kalbimdeyse oturur hicranlarımı sayar;
Hatırlatma bana, susar kuşlar, solar güller.
Andırır geceler mazinin parçalarını;
Gözlerin, hiç yazılıp çizilmemiş gibi;
Kollarını önceden biri saramamış,
Kalbini güzel hisler asla alamamış,
Yüzüne adeta güneş doğmamış gibi.
Hatıramız olan her yer bir mâbet gibi,
yaşamak ve ölmek
doğmak ve büyümek
sevmek ve sevilmekti
tüm mesele
yoksa
üç yüz altmış beş günün
çarem değildi
hiçbir sevgili
ne akan gözyaşıma
ne de suspus kalbime
çare değildi sevgililer
hepsine yakardım "çaresizim"
bir şiir yazmak isterdim
senin için
mısraları dokunsun sana
heceler sevsin seni
ah o nokta yok mu
aşkımızı bitiren
İnsan bedeninin çürümesini beklemiyor,
Ölüveriyor; diri diri gömülmese de,
Vakit geçtikçe her şeyi kaybettiriyor,
Yeise kapıldım ben, artık ömrüm bitse de.
Hayat için ne gerekli? Ölmek için olsun;
O taşlı sokaklarda yeniden yürüyorum,
Dostlarımı da, sevgilimi de görüyorum.
Puslu hakikat, yalanla ele ele misin?
Sen yalanı söylersin, duymazsın; görür bilmezsin.
Puslu da olsa vardır elbet o hakikat!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!