Betonlaşmış şimdi tüm mezarlarım,
Banka serpilmiş bütün kırıklarım,
Kızıllaşan ufuklar kadar ye'sli,
Suskunluğumuz o kadar da sesli.
Rüyama giren, ey yüzü olmayan insanlar!
"Biraz" sevgi, "biraz" saadetle yaşayanlar!
Ağır ağır yürüdüğümüz bu sokağı soranlar,
Kibirle yürüdükçe ismini bilemezler...
Onlar yaklaşıyor bana, nefret ve öfkeyle:
Hakkını vermek lazım bazen de cehaletin,
Hakkını vermek lazım, haklı olan cahilin.
Cahilliğinin nişanesidir haklılığı;
Örter ancak latifesiyle ahmaklığını.
Bin yıl önceki bir harabedeyim;
Düşünüyorum... Böyle, neredeyim?
Yıllarca sürecek bir sürgündeyim,
Silinmez mazinin bir hapsindeyim.
Karşılıksız sevginin, karşılıksız hediyesi,
Kimsemiz yok, ne anası ne kardeşi?
Ben sensiz, senin sevdandayım.
Ben hâlâ, ayrıldığın sokaktayım.
Sevgisiz âşıkların yurdundayım.
Heyhat, sensiz kadrimi çekiyorum,
Dünya beyhude gelir, ölüm bile;
Derler artık "Ne çekti!" dilden dile,
"Sen"sizlikle, kaderler seçiyorum.
Kalabalığı bir bir geçiyorum,
Yaşarken de ölünürmüş, geç anladım.
Yaşamışım aslında bu içimdeki ölüyle.
Yaşamışım ama nasıl? Acı ve çileyle.
Ben bir ceset, enkazım, geç anladım.
Birkaç kere ruhumla birlikte satıldım.
Akşamın ufkunda dirilen çiçek,
Bir lahza güneşi görmeyen çiçek...
Koparılacak bir anlık şehvetle,
Bilmeden öldürecek melanetle!
Herkes bir ömür yaşar ama "bir" günde ölür.
Nasıl geçer şimdi sessiz sedasız bir ömür?
O gün gelip geçiyor, belki bize biçilen.
Biziz, insanların kaderinde geçip giden.
Veda olsa da, veda edemedim.
Kasvetli bir parkın ölüm bankında,
Otururken buldu vuslatsız kaderim;
Konuşsun dudakları da kederden.
Gözleri cehennemin kömürüydü;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!