İpek Sessizlik Şiiri - Nimet Öner

Nimet Öner
583

ŞİİR


90

TAKİPÇİ

İpek Sessizlik

İPEK SESSİZLİK

Geceyi ağır ağır taşıyan bir kadın vardı
elleri gümüş şamdanlar gibi ince
bakışları eski bir medeniyet kadar yorgun
susuşu
ah o susuşu
ipekten dokunmuş bir mezarlık sessizliği gibiydi.
Sarayların içinden geçiyordu
hiçbir yere ait görünmüyordu
bazı kadınlar
hangi ülkeye giderlerse gitsinler
biraz sürgün taşırlardı gözlerinde.
Prenses Fevziye
bir aynanın önünde uzun uzun kendine baktı bir gece
ilk defa anladı
insanın en ağır yükü
taşıdığı taç değil
taşıyamadığı yalnızlıktır.
İskenderiye kıyılarında başlayan çocukluğu
Nil’in kıvrımlarında büyüyen o ince kız çocuğu
bir gün altın işlemeli bir gemiyle
başka bir ülkenin kaderine uğurlandı.
Arkasından mendil sallayan kadınlar vardı
yasemin kokuları
Arapça dualar
ve annesinin gözlerinde saklanan o eski korku.
Anneler bilir
bazı kız çocukları
evlenmez
bir ömrün bir pişmanlığın içine gömülürler.
Tahran saraylarının yüksek tavanlarında
avizeler bile yalnız yanıyordu
duvarlarda eski hükümdarların gölgeleri dolaşıyordu
Fevziye
ipek elbiseler içinde
kendi sessizliğine sürgün ediliyordu.
Kimse anlamıyordu
Biliyordu saraylarda insanın acısına değil
duruşuna bakarlar.
Bir kadın düşünün
gözlerinin altında bütün bir medeniyet yorulmuş
gülümserken dahi
içinden bir şeyler eksiliyordu.
Geceleri pencereyi açıp
Mısır rüzgârını arıyordu saçlarında
insan
en çok çocukluğunu özler ya Fevziye’de özlüyordu.
Bir gramofon çalıyordu uzakta
çatlamış bir aşk şarkısı
Bozuk plak çızırtısıyla geceyi bölüyordu.
Ses
mermer koridorlarda yankılanıyordu.
Fevziye
ellerini kalbinin üstüne koyup
kimse duymasın diye içine ağlıyordu.
Saray kadınları mücevher konuşuyordu
o memleket konuşmak istiyordu.
Onlar tahtlardan söz ediyordu
o annesinin sesini özlüyordu.
Dünya
onun güzelliğine hayran kalıyordu
kimse o güzelliğin içinde
koca bir mezarlık taşıdığını görmüyordu.
kadınlar
çiçek gibi görünsede
Fevziye’nin kökleri cayır cayır yanıyordu.
Bir gece aynaya eğildi
kendi kendine fısıldadı
Bir insan
ne kadar susarsa
o kadar mı kaybolur
Cevap vermedi ayna
aynaların da bazı acılardan korktuklarını anladı.
Sonra zaman geçti
tahtlar çatladı
saltanatlar eskidi
duvarlardaki altın varaklar döküldü
insanlar anladı ki
dünya dediğimiz şey
bir gün mutlaka küle dönüyor.
Geriye Fevziye’nin ve Fevziye'ye benzeyen kadınların sessizliği kalıyordu.
Bir kadının susması bazen
bir imparatorluğun çöküşünden daha büyük sestir duyabilene.
Sonra döndü
Bir prenses gibi değil
yarım bırakılmış bir dua gibi döndü.
Arkasında İran’ın uzun koridorlarını bıraktı
soğuk mermerleri
cevapsız bakışları
ve gençliğini bıraktı.
Bazı ülkeler
insanın ömrünü emer.
Mısır’a döndüğünde
Nil bile onu eski neşesiyle karşılamadı
acı
bir insanın yüzünü ne kadar değiştirirse o kadar değişmişti Fevziye.
Artık o
yalnızca güzel bir kadın değildi
iki ülkenin arasında sıkışmış
ipek bir hüzündü.
Yıllar sonra
Mısır sustu
İran sustu
taçlar yere düştü
bayraklar değişti
devrimler geçti şehirlerin içinden.
Fevziye hâlâ bir fotoğrafın içinde
ince boyunlu bir kadın olarak duruyordu.
Bakışlarında
yarım kalmış bir hayat
kirpiklerinde
konuşulmaktan korkulmuş cümleler vardı.
İşte o yüzden
İpek Sessizlik dedim
Acılar her zaman bağırmazlar
yalnızca ağır ağır insanın içine çöker.
Bir perde gibi
bir gece gibi
bir sürgün gibi
Bazı kadınlar
ölseler bile gitmezler
bir sarayın duvarında
eski bir şarkının içinde
yahut bir şairin kalbinde yaşamaya devam ederler.
Fevziye
sen bir prenses değildin yalnızca
ipekle örtülmüş bir yalnızlıktın.
Dünya seni güzelliğinle hatırladı
ben
sessizliğinin sesini duydum yüreğimde

Azra Nimet Öner

Nimet Öner
Kayıt Tarihi : 8.05.2026 23:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Prenses Fevziye, Arap dünyasının ve Ortadoğu tarihinin en dikkat çekici kadın figürlerinden biriydi. Asıl adı “Fawzia Fuad”dı. 1921’de İskenderiye’de doğdu. Babası Kral Fuad I, kardeşi ise son Mısır kralı olan Kral Faruk idi. Yani bir imparatorluk çöküşünün tam ortasında büyüyen bir prenses… Onu dünya çapında ünlü yapan şey yalnızca güzelliği değildi. Dönemin gazeteleri onu “Doğu’nun Venüs’ü” diye yazıyordu. Zarafeti, duruşu, bakışlarındaki hüzün Sanki bir saraydan çok eski bir şiirin içinden çıkmış gibiydi. 1941’de Muhammed Rıza Pehlevi ile evlendi. Böylece Mısır ve İran hanedanları arasında büyük bir siyasi birlik kurulmuş oldu. Düğünleri dönemin en görkemli olaylarından biriydi. Kahire sarayları, İran protokolü, mücevherler, altın işlemeli elbiseler masallar bazen dışarıdan güzel görünür. Fevziye’nin İran’daki hayatı çok yalnız geçti. Dilini bilmediği bir ülkede, sert saray kuralları içinde yaşadı. Hakkında yazılan birçok hatıratta onun mutsuz olduğu, içine kapandığı anlatılır. Rivayet edilir ki sarayın soğukluğu onu hasta edecek kadar yormuştu. Bir kızları oldu: Şehnaz Pehlevi Fakat evlilik uzun sürmedi. 1948’de Mısır’a döndü ve ardından boşandı. Bu olay o dönem için büyük bir skandaldı çünkü iki büyük hanedanın birleşmesi çözülüyordu. Sonra ne yaptı biliyor musunuz Sarayların gürültüsünden çekildi. Daha sakin bir hayat yaşamayı seçti. İkinci evliliğini bir Mısırlı subay olan İsmail Şirin ile yaptı. Bu evlilikte daha huzurlu olduğu söylenir. Ve tarih onu hep biraz hüzünle hatırladı bazı kadınlar taç taşısa da kaderlerinde sürgün sessizliği vardır. Fevziye’ye bakınca insan şunu hissediyor Bir kadın bazen bir ülkenin çöküşünü gözlerinde taşır. Mısır monarşisi yıkıldı. İran monarşisi yıllar sonra devrildi. onun fotoğraflarında hâlâ eski dünyanın kırık aynası duruyordu

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!