İnsan olarak doğmak doğallığından
İnsanlığıyla sanat varlığına yüceliği
İnsan olarak doğmak bir alt kültür ise
İnsanlığa yücelmek de üst kültüre o ulaşım
Farkının bir ölçütü maddiyat olsaydı eğer
Maneviyat denilene kalmazdı ki hiç gerek
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Sinemayı unutmuşsunuz Sevinç Hanım...
Yedinci sanatı...
Hani şu insanoğlunun yaşam sahnesinde oynadığı boktan, trajikomik oyunlar bütününü...
Yaşadığı gezegenin içine eden kutsal canlının başrolünü oynadığı filmlerin anlatıldığı sanat alanını...
Unutmuşsunuz...
''İnsan'' konusunda sizinle aynı şeyleri düşünmüyorum...
Büyüdükçe küçülen tek canlıymış insanoğlu...
Ve o kusursuz doğanın da ''tek hatası''
İnsan türünden bir canlı olduğum için, türcü bir yaklaşım gösteremem...
Ve kötülerin yanında çok çok az sayıda olan bir avuç iyi insan için de bu güruhu topyekün iyi ya da kutsal ilan edemem...
Ne iyidir, ne de kutsaldır insanoğlu...
Bu söylem insan beynine özgü, o beyinin ürünü bir söylemdir...
Bizler de o familyanın bir üyesi olduğumuz için objektif davranmıyoruz bu konuda...
Kendimize bile dürüst değiliz...
İnsanların tasarladıkladıkları dünyayı gördükçe insanlığımdan utanıyorum...
Kutlarım kaleminizi Sevinç Hanım.
Ödünç zamanlar yaşıyoruz aslında.
Zaman bilmese de
Yaşam biliyor nasılsa.
Karanlığa gizlenmek kolay.
Mesele
İnsan kalabilmekte..
(İnsan Olmak Zor Zenaat isimli şiirimden)
''‘İnsan olarak doğmak elbet bir yüceliktir
İnsanın kendisi ise bir sanat varlığıdır''....
...................................SEVİNÇ KAVUK
YÜREĞİNİZE, KALEMİNİZE VE AKLINIZA SAĞLIK.
İYİ Kİ SİZ DE VARSINIZ.
İSTANBUL' SEMALARINDAN KUCAK DOLUSU SEVGİLER....ELLERİNİZDEN ÖPERİM
(KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.)
''‘İnsan olarak doğmak elbet bir yüceliktir
İnsanın kendisi ise bir sanat varlığıdır''....
...................................SEVİNÇ KAVUK
YÜREĞİNİZE, KALEMİNİZE VE AKLINIZA SAĞLIK.
İYİ Kİ SİZ DE VARSINIZ.
İSTANBUL' SEMALARINDAN KUCAK DOLUSU SEVGİLER....ELLERİNİZDEN ÖPERİM
(KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.)
'Ey yüce Râb şükrediyorum sana!
İnsanım ben! Türk olarak geleceğim gibi!
Sanat aşkıyla yaratan! sanata aşk olarak!
Varacağım o huzuruna! iman ile!'
İnsan olarak yaratılmak insanca sorumluluklar üstlenmektir yasalarında. Boş bir hayat olamaz ki? Rabbim biz hiç bir şeyi nedensiz yaratmadık ifade eder.. Ve bir başka sözünde 'Siz dünya hayatını boş bir eğlencemi sanıyorsunuz?' 'Andolsun ki biz hiç bir şeyi boş yere yaratmadık ve dünya hayatından sorulacaksınız?' der.
Türk olarak doğmak temelde bir ayrıcalık değildir. Eğer böyle düşünürsek, doğumuyla seçme şansı olmayan başka ırklardan, toplumlardan doğanlara Allah adaletsizlik etmiş olurdu. Hiç bir insan, doğumu nedeniyle, ana, baba, ırk, devlet, toplum, din üstünlüğüne sahip değildir. Ta ki, aklıyla rüşt olduktan sonra, bu değerlere insanca sahip çıkarsa ve değerleri diğer insanlarla paylaşırsa o zaman değer kazanır. Rabbim kitabında, 'biz insanları kavim kavim topluluklar olarak yarattık. Bir birbirleriyle konuşsunlar, anlaşsınlar, paylaşsınlar, karışık birleşsinler istedik' 'Andolsun ki kendilerini ve atalarının yollaırın başka topluluklar üzerinde üstün görenler, geçmişlerinden övünerek, ta.. mezarlarına kadar ziyaret edip, insanların önünde kendilerini kibre ulaştıranlar sadece zulüm içindedirler'
Allah bizleri Anadolu'da, Türk kavminde, İslam dininde yaratmış olması şans gibi görünse de aslında şans değildir. Tam tersine, dünya insanlığına örnek olmada daha büyük sorumluluklar yükler.
Diğer taraftan, Çinde, Japonya'da Rusya'da, Yunanistan'da Almanya'da, ülkelerin ırklarında doğmakta, doğan insanların küçülmesine, hakirleşmesine neden değildir.
Kur'an göre, huzura iman... Kur'an-ı okuyup anlayarak, kurandaki bilgilere göre düşünmek, dünya hayatını oluşturmaktır. İnsana verilen akıl, Allah'ın gönderdiği vahiyle düşünmeyi, hayatı kavrama ve dünya yaşamı oluşturma da, sorumlu bir yetidir. Eğer akıl, vahyi dinlemeden, kendine göre düşünce ve hayat olursa, imansızlardan hiç bir farkı kalmaz.
''Alt kültürle üst kültürün birleştiğidir
Beş duyumuza sunulan şu varlıkları o
Tüm gerçekler:
ne güzel alt kültürle üst kültür her yerde birleşe bilseydi..ozaman farklar kalmazdı ..''
Bu şiir ile ilgili 6 tane yorum bulunmakta