ŞEHİDİN İLK DAMLASI VATANINA SON DAMLASI OCAĞINA DÜŞER
Salih’in evi alışıla gelmiş günlerden farklı bir gün yaşıyordu. Salih’in büyük oğlu, küçük oğlu Can’nı öpmüyor, Can’la oynamıyordu. Abisi Can’nın tanıdığı tanımadığı büyüklerin elini öpüyordu, abisini büyükler öpüyordu. Abisini annesi öptü. Annesi hıçkıra hıçkıra ağlıyor, dönüp dönüp abisine sarılıyor. abisi, annesinin elini öpüyor. Abisi, babasının elini öpüyor, babası abisini… Abisi Can’ı öpüyor. Can şaşkın.. Abisi, ‘’Hoşcakalın.’’ diyor. El sallıyor. Abisi gözden kayboluyor. Anne, ağlamaya devam ediyor. Baba sesizliğe bürünmüş, bakışlar durgun. Eş dost akraba,’’ Allah kavuştursun.’’ diyor. ‘’Sayılı gün tez biter.’’ diyor. ‘’Allah sağ salim dönüşünü nasip etsin.’’ diyor. Annesi soruyor, ‘’Kınalı kuzum sağ salim döner mi? diyor. Eş- dost, ‘’ İnşallah.’’ diyor. Can, olan biteni anlamaya calışıyor. Kulaklarında büyüklerin sözleri yankılanıyor. Sözler peş peşe, ‘’ İnşallah, şaş Allah, sağ sağ, salim, salime, selim’, ’Kınalı kuzu’’ İyi de evde kuzu yok. Bir tek Can’nın bildiği ‘’ Miyav’’’ var.
Evde bir sessizilik bir sessizlik… Salih gitmiş, eş dost dağılmış. İçin için ağlayan bir anne, duvarla bütünleşmiş bir baba… Babanın kucağında Can. Can şaşkın… Babaya bakıyor, baba evin yedek duvarı. Can bilse nabız atışını yoklayacak. Nefes alıp verdiği, nabızlarının attığı kuşkulu.. Anneye bakıyor, anne gök gürültüsüz yağışta, Gözyaşı, sel. Dökülen gözyaşları şalvarının oluşturduğu vadide toplanıyor. Şükür eşyalar güvende. Can anlıyor, üzücü bir durum var. Başlıyor sorulara:
- Baba, anne niye ağliyi?
- Oğlum, abini askere yolladık.
- Asgerlik kötü bi şey?
SÖNEN UMUTLAR
harman ettik
yalanı dolanı
bereketi ile yağdı
açlık yokluk
cek-cak'larla büyütüldük
mış-miş'lerle uyutulduk
............bölündük, bölündük
..................yutulduk, yutulduk...
ne ilk
SOR ANNE SOR
Koş anne koş öğretmenime koş
Sınav olduk kâğıdımı verdim boş
Öğretmen bana acımadı verdi elli
Benim geleceğimle oynuyor belli
SORMA GARDAŞ
.
umutlar keselemiştik bahara
cemre düştü mü vuracaktık ilk kazmayı
………………….ölçüp biçecektik basmayı
……………………bağlayacaktık yazmayı
Gapama fırında değildi. Baozdağ’ın dibinden doğup Popas Kuyusu’nun helkesine aktı. Deli Yaşar fişi prizle öpüştürdü. Bu artık yayın değil—sözcüğün lazerle doğum anıydı.
Ayşe Ebem tespihi bıraktı, eline mikrofonu aldı. Sincaplar sahne arkasında tweet atıyor, salyangozlar yavaş çekimde program kaydı yapıyordu. Boz Ahmat pantolonu ters giydi, canlı yayına “Hoyuu!” diyerek kafasına gapama yaprağı koyup girdi.
Fadime blenderla kelimeyi köpürttü, yayık dönmeden akü patladı. Gapama konuşmadı ama yanındakileri konuşturdu. Alt dudak, menteşesiz titredi; üst dudak evreni susturdu. Canlı yayında sabit cümle kullanılmadı—her şey prizden doğdu.
TEK ADAM
bir kasım sabahıydı
yıldızlar alçalmış
güneş selama durmuştu
TEPELERİ YALNIZ MI SANDIN
***
Tepeler de sözlüdür birbirine
Kimi bağ bahçe takılı, kimi taş çalı takılı
……….Çakıl taşa, taş dağa yaslamışsa sırtını
BÜYÜK FİKİRLER KÜÇÜK BEDENLERDEN ÇIKAR
(Umut, fiziksel engelli)
( Sınıf beden dersine çıkar, Semih koşamamanın top oynayamamanın ezikliği içinde)
SEMİH:( Semih ağlayarak sınıfa girer.)




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!