TERAZİNİN PEYGAMBERİ HZ ŞUAYB
Gün daha doğmadan
Medyen’in üstüne ince bir sis inerdi
ve o sisin içinden
insanların elleri görünürdü önce
parmakları
ölçüyü eksilten
tartıyı eğen
gözleri birbirinden kaçıran eller
çarşı kurulurdu sonra
sesler yükselirdi
altınlar şıngırdar
sözler çoğalır
hiçbir kelime
kalbe değmezdi
hak hukuk
çoktan unutulmuştu
bir terazinin paslı kefesinde
ve tam o vakit
bir adam yürüdü aralarından
ne bağırarak
ne korkutarak
ne de üstünlük taslayarak
sadece konuşarak
sözleri söz değildi
bir teraziydi
her cümlesi
eksik tartılmış bir hayatı
yerine koyan
görünmeyen bir ağırlıktı
ölçüyü tam yapın dedi
ve bu cümle
bir çocuğun hakkını geri çağırdı
bir annenin duasını
bir yetimin sessizliğini
eksiltmeyin dedi
ve rüzgâr durdu bir an
o an
yeryüzü
eksiltilmişti
duymadılar
duymak istemediler
Kalpleri alışmıştı
eksik yaşamaya
fazla almaya
başkasının hakkıyla büyümeye
ona güldüler
onu küçümsediler
senin sözlerin mi değiştirecek bizi dediler
ve işte o an
sessizlik büyüdü
Gerçekler
en çok reddedildiğinde ağırlaşır
Hz Şuayb
yine konuştu
bu kez
sesi dışarıya değil
zamana düştü
bir kuyunun içine bırakılan taş gibi
derine
çok derine
ve sonra
görünmeyen bir el
teraziyi yeniden kurdu
kefeler
yerini buldu
fazla olan düştü
eksik olan yükseldi
hiçbir haksızlık
sonsuz değil
hiçbir ölçüsüzlük
kalıcı değil
ve o gün
Medyen’de sadece bir kavim değil
bir düzen çöktü
Hz Şuayb’ın sesi
çökmedi
o ses
bugüne kaldı
bir pazarda
bir alışverişte
bir bakışta
bir kalpte
ne zaman bir insan
başkasının hakkını eksiltmeye kalksa
o ses
içinden geçer
tam ol
ve
Ekler,
teraziyi düzeltmeden
hiçbir hayat dengede durmaz.
Önce uyarı uzar, sabır uzar, söz tekrar eder kendini, kimse dinlemez
Günler geçti
çarşı yine kuruldu
eller yine aynı
teraziler yine eğriydi
artık
gökyüzü konuşmaya başlamıştı
bir ağırlık çöktü havaya
görünmeyen
hissedilen
sanki her eksik tartı
bulutlara yazılıyor
her hile
yeryüzünün nabzını bozuyordu
Hz Şuayb yine konuştu
aynı sözlerle değil
aynı inançla
Gerçekler değişmez
sadece yankısı derinleşir
yapmayın dedi
kendinize etmeyin
kulaklar
duymak için değil
reddetmek için vardı sanki
ve onlar
yine güldüler
alışkanlık
en büyük perdedir insanın önünde
sonra
yeryüzü yoruldu
güneş başka doğdu o sabah
ışığı sert değildi
tuhaftı
bir bekleyiş gibi
ve bir sarsıntı geçti içlerinden
önce kalplerinden
sonra toprağın altından
bir çığlık gibi yükseldi
ses değildi bu
dengeydi
bozulanın geri dönüşü
bir uğultu
bir titreme
bir kapanış
ve o an
terazi son kez kuruldu
artık kimse
eksiltemedi
hiçbir şey kalmamıştı eksiltecek
Medyen sustu
çarşılar kapandı
sesler dağıldı
eller boş kaldı
bir ses kaldı
Hz Şuayb’ın sesi
rüzgârın içinden geçen
zamana karışan
insanın içine düşen
bir hatırlatma gibi
ve
helak oldular
bu bir son değildi sadece
bu
bir ölçünün geri gelişi
bir dengenin kendini hatırlamasıydı
dünya
adaletsizliği bir süre taşır
sonsuza kadar değil
bugünün içinde bir ses
şimdi şehirler başka
cam kuleler yükseliyor
ışıklar daha parlak
gözler
aynı yorgunlukta
pazarlar büyüdü
etiketler çoğaldı
rakamlar uzadı
bir şey eksik kaldı
hep bir şey eksik
terazi
hâlâ eğri
artık hile
avuç içinde yapılmıyor sadece
bir bakışta
bir cümlede
bir susuşta
bir imzada
bir insanın emeğini küçümsemek
bir kalbi yok saymak
bir hakkı kimse görmez diye geçmek
hepsi aynı kefede
Hz Şuayb’ın sesi
yine yürür aramızda
ne bir minberden
ne bir dağın tepesinden
bir annenin içinden geçer bazen
çocuğuna doğru ol derken
bir esnafın eline düşer
fazla parayı geri uzatırken
bir kadının kalbinde çarpar
ben kendimi eksiltemem dediğinde
adalet
büyük sözlerle değil
küçük anlarda kurulur
ve en ağır terazi
insanın kendi içinde kurulur
bir insan
kendi değerini eksilttiğinde
bir başkasının hakkını çaldığında
bir duyguyu yarım bıraktığında
Medyen
yeniden kurulur
bu kez şehirde değil
kalbin içinde
ve o kalp
yavaş yavaş çöker
gürültüyle değil
sessizce
Hz Şuayb’ın sesi
bugün şöyle fısıldar
tam ol
fazla alma
eksik verme
kendini de eksiltme
en büyük haksızlık
insanın kendine yaptığıdır
ve belki de en derin yer burasıdır
helak
sadece taşla, sarsıntıyla gelmez
bazen bir insan
her gün biraz biraz yıkılır
fark etmeden
alışa alışa
eksilte eksilte
ta ki içinde
hiçbir şey kalmayana kadar
bir umut da var
terazi
yeniden kurulabilir
bir doğruyla
bir özürle
bir hakkı yerine koymakla
ve o an
yeryüzü hafifler
Azra Nimet Öner
Bu sözü,
kalbinizin bir köşesine asın.
İnsan kendini tarttığı gün,
dünya dengelenmeye başlar.
Nimet Öner
Kayıt Tarihi : 17.04.2026 19:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şuayb Peygamber denildiğinde akla önce söz gelir. kavmini kılıçla değil sözün adaletiyle uyarmak için medyen halkına gönderilmiş bir peygamberdir. Medyen halkı ölçüde, tartıda hile yapıyorlardı. Birbirlerinin hakkını eksiltiyor, ticareti kirletiyorlardı. Dışarıdan bakıldığında her şey alışverişti içten içe bir zulüm dönüyordu. Şuayb Peygamber onların tam ortasında durdu. Ne bağırdı, ne lanet etti. Söylediği her söz, bir terazinin kefesine bırakılmış gerçek gibi ağırdı. Ölçüyü tam yapın, eksik tartmayın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Diyerek konuşuyordu Mücadelesi çok derindi karşısındaki şey sadece bir günah değil, alışkanlığa dönüşmüş bir adaletsizlikti. Kavmi onu dinlemedi. Alay ettiler, küçümsediler. Senin söylediklerin bizi eski hayatımızdan vaz mı geçirecek dediler. En ağır şey, Bir insanın doğruyu söylemesi değil, doğrunun duyulmak istenmemesidir. Ve sonra o bildiğimiz ilahi denge geldi. Zulüm sürdürülemedi. Haksızlık biriktikçe çöktü. Şuayb Peygamber’in hayatında en çok akılda kalan şey ceza değil, Sesti Sözdü. Adaletin sesi yalnız çıksada Sözleri dilden dile söylenir. Bu bir hikâye değil bir çağrı, bir yankı, bir terazinin iç sesi




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!