mavi tabutun içinde,
porselenin soğukluğuna uzanmışım,
açıyorum musluğu,
paslı borudan sızan,
tanrının günahlarımı haşlamak için gönderdiği tuzlu asit.
deri yansın, diyorum,
bir meyve kabuğu gibi soyulsun şu benlik,
altındaki o çiğ, o pembe,
o utanç dolu et çıksın ortaya.
kaynar damlalar omuzlarıma çarptıkça çürüklüğüm sökülüyor,
yıllardır içimde biriken o bayat,
o küf kokulu dilsizlik
sıcakla sevişiyor,
eriyen bir mumun isli dumanı gibi sızıyor gözeneklerimden.
buhar yükseliyor,
odayı ıslak, ağır bir kefen gibi sarıyor,
nefes alırken ciğerlerime dolanıyor,
tıkanıyor boğazım,
o sancılı bekleme odasının duvarları daralıyor,
ayna çoktan kör oldu,
kim olduğumu hatırlatacak o yüz silindi,
sadece sıcaklık var,
sadece derimin çığlığı
ve suyun hışırtısı.
gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp suya karışıyor,
hangi damla ruhumdan koptu,
hangisi borulardan geldi seçemiyorum,
tuz sıcakla birleşiyor,
açık yaralarımı bir bıçak gibi deşiyor.
içimdeki o kökler,
o dolaba sakladığım,
ağaçların içine
gömdüğüm çürüklük
şimdi bu banyoda,
bu buharlı mezarda
gün yüzüne çıkıyor.
etlerim yumuşuyor,
eklemlerim çözülüyor,
bir bataklık gibi yayılıyorum,
parmak uçlarım giderin karanlığına doğru süzülüyor,
yüzüm bu bulanık suyun içinde eriyor.
daha çok sıcaklık,
daha çok yanık,
daha çok duman
nefesim kesilene kadar boğulmalıyım bu nemli sessizlikte,
ki dışarı çıktığımda,
o buz gibi odada
donduğumda
(dolmak ve tekrar erimek için)
geriye sadece kemiksiz,
sahipsiz bir ağrı kalsın.
derim haşlanmış bir kağıt gibi dökülüyor yere,
insan olmanın o kirli formundan kurtuluyorum nihayet.
burası benim rahmim,
burası benim mezarım,
sıcak suyun altında,
kendi leşimle yıkanıyorum.
buhar ciğerlerimi ıslak bir pamuk gibi doldururken,
insanların o tatlı,
o yapışkan zehri ter bezlerimden sızıp gidiyor kanalizasyona.
doluyorum,
eriyorum,
donuyorum
ve sonra
yeniden,
daha vahşice eriyorum.
ayna kör, kapı kilitli,
zaman ise bu banyonun zemininde duran bulanık bir su birikintisi.
kendi çürüklüğümün kokusuna alışıyorum,
o benim tek gerçek parfümüm artık;
deri altına sakladığım o karanlık ormanlar,
o gizli dolaplar
şimdi bu nemle büyüyor.
köklerim fayansların arasına sızıyor,
banyo yavaşça benimle doluyor,
nefesim tıkanıyor,
o rutubetli,
o dumanlı bekleme odasının tam göbeğindeyim.
duvardaki küf lekeleri sanki yeni haritalar çiziyor haşlanmış tenimde,
sadece buharın içinde titreyen,
her saniye biraz daha seyreltilen bir ağrıyım.
annemin sesi sızıyor musluktan,
"çık artık," diyor, "saat geç oldu."
oysa ben hiç bu kadar yok olmamıştım;
kırmızı bir leke gibi yayılıyorum banyonun tabanına,
bir zamanlar bir kalbi olan,
bir ismi olan o et yığınından geriye
sadece buharın içinde titreyen o şeffaf,
o dürüst sızı kalıyor.
kapıyı açtığımda,
o buz gibi koridorun soğuk kollarına atıldığımda,
üzerimden dumanlar çıkacak,
ruhum havaya karışıp kaybolacak;
donacağım orada,
bir heykel gibi değil,
duvardaki bir rutubet lekesi gibi.
bir gölge olarak akacağım o karanlık odaların içinden.
Kayıt Tarihi : 5.05.2026 03:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!