Su zengini bir ülke olmadığımız gün gibi aşikar. Haksızlık ederek eski zamanlarda ''Su akar Türk de bakar.'' dedilerse bile, şimdilerde o akarsuların önünü barajlar ile kesmiş ve ''Su akar Türk yapar hem de yaptığını satar bir de bundan para kazanır.'' durumuna biraz dönüştürdük gibi...
İlkokulu ve ortaokulu benim okuduğum yetmişli yıllarda okumuş olanların karşısında çıkan en büyük problemlerden birisiydi... Yok canım yok, harçlık alamamak ya da kızların pas verip vermemesi değil problem... Bizim baş problemimiz havuz problemleriydi... Bir musluk havuzu beş saatte doldurup dururken, ikinci bir musluk havuzu üç saatten boşaltmaktadır filan diye böyle cümleler vardı işte bilenler bilir...
Şimdilerde de var mı okul kitaplarında bu havuz problemleri bilemiyorum? Hayır arkadaş velev ki bir musluk havuzu dolduruyor, öbür taraftan başka bir musluk niye boşaltıyor. Bir havuzda bir tane musluk olur benim bildiğim. Yaparsınız bunları sonrada sevgili dostumuz Cem Yılmaz'ın diline düşersiniz...
Havuzların aklı olsa vallahi de billahi de kafayı yer fıttırırlar... Düşünebiliyor musunuz, birisi bir taraftan su dolduruyor haznenize, diğer taraftan birisi o dolan suyu boşaltıyor. O sırada dolsun da havuza girelim diye bekleşen bayanlar ve çocuklarda ''Yahu salak mı bunlar bir taraftan doldurup öbür taraftan boşaltıyorlar biz burada boşuna bekliyoruz havuza girmek için gelin başka havuza bakalım.'' demezler mi; derler, billahi derler...
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta