Bir gün toprağın alnına eğildim,
Çocukluğumu tanıdı ismimi söylemeden önce.
Kasabam, memleketim, toprağım dediğimiz yerler;
Demek ki insanı yüzünden değil,
Hatırlıyormuş ayak izinden.
Çocukluğum;
Hep son vagondaydı ve rayların pası
Beklemekten değil,
Gidenleri saymaktan tutmuştu yası.
Yorulmuştu.
Dağ konuşmaz derler; İdris bu.
Doğrudur, gölgesi var.
Neden insan sustuğunda
İlk onu dinler.
Efsunlu kayalar, efsanevi yer.
Orası;
Bir ihtiyarın ağzından düşen
Eski bir kelimeyi tuttuğum yer.
Söz değilmiş meğer yakaladığım;
Bir ömürmüş kocaman.
Derin, sıra dışı.
Kelimeler memleketi mübarek.
Güneş,
Harman yerinde unutulmuş
Bakır bir tas gibi soğuyordu.
Akşam,
Evlerin bacalarından değil
Hemşerilerin yüzünden yükseliyordu.
Sunam,
Ankara değildi Dünyanın en uzun yolu
Annemizin sesinden
Akşam ezanına kadar olan mesafeydi.
Bir bilsen,
Bir anlayabilsen çocukluğumun coğrafyasını.
Gitmek mi?
Yârim ben zaten oradayım.
İnsan, çocukluğunu taşıyorsa yanında, yöresinde
Hangi memleketten ayrılmış sayılır ki
Hangi topraktan yârim?
Gün gelir,
Beni de unutur bu sokaklar
Değişir bir kapı,
Kesilir bir ağaç,
Adımı hiç duymaz bir çocuk.
Fakat bir sabah vakti yerel şivesiyle büsbütün
Kadim bir kelimeyi biri yeniden söylerse uluorta
Bil ki
Ben de oradayım.
07.07.2026
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 19:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!