Yine dar ağacında sallanan umutlarımı gördüm.
Oysa yıllarca hamallığını yapmıştım onların.
Her birini ayrı bir yerden alıp sırtıma yüklemiş, yıllar boyunca aynı yükün altında yürümüştüm.
Kimi çocukluğumdan kalmıştı, kimi yarım bırakılmış bir duanın kıyısında unutulmuştu, kimi bir kapının ardında gerçekleşeceğine inandığım güzel bir güne saklanmıştı.
Bazılarını da başkalarının sözlerinden devralmıştım; “düzelir”, “geçer”, “bir gün olur” diye diye büyüttüğüm beklentilerdi bunlar.
Zaman ilerledikçe yük hafiflemedi.
Tam tersine, her geçen yıl yeni bir umut eklendi heybeye.
Birinin üzerine beklemek, diğerinin üzerine özlemek, bir başkasının üzerine sabretmek koyuldu.
Sonra bunların arasına kırgınlıklar karıştı, yarım kalmış konuşmalar ilişti, hiç gerçekleşmemiş ihtimaller yerleşti.
Öyle bir hâle geldi ki sırtımdaki yükün hangisinin umut, hangisinin alışkanlık, hangisinin vazgeçemediğim bir geçmiş olduğunu ayırt edemez oldum.
Garip olan şu ki; yük ağırlaştıkça onu daha kıymetli sandım.
Çünkü yıllarca bir şey için beklemek, bir süre sonra o şeyin gerçekten değerli olduğuna inandırıyor.
Verilen emek, beklenen karşılıkla karıştırılıyor.
Harcanan zaman, gelecek günlerin teminatı sanılıyor.
Oysa hayatın böyle bir borcu yokmuş.
Takvim, geçen yılların bedelini ödemiyor.
Beklemek de her zaman kavuşmanın başka bir adı değilmiş.
Bunu anlayana kadar nice sabah eskittim.
Nice geceyi, yarının güzel olacağına dair küçük bir ihtimalin yanında oturarak geçirdim.
Bir şeylerin değişmesini beklerken kendimden eksilenleri fark etmedim.
Çünkü gözüm hep ilerideydi.
Henüz gelmemiş bir günün kapısına bakarken, elimde olan günleri sessizce tüketiyordum.
Sonra bir sabah, yıllardır sırtımda taşıdığım umutların karşısında buldum kendimi.
Hepsi oradaydı.
Kimi solmuş, kimi yırtılmış, kimi artık neye ait olduğunu bile hatırlamadığım hâlde hâlâ benden bir şeyler bekliyordu.
İçlerinden bazıları çocukça bir ısrarla hâlâ “bir gün” diyordu.
Bazılarıysa çoktan susmuştu.
Dar ağacında sallanıyorlardı.
O görüntüye bakarken ilk kez şunu düşündüm:
Belki de bütün ömrüm boyunca umutlarımı değil, onların gerçekleşeceği düşüncesini taşımıştım.
Aradaki fark çok büyükmüş.
Çünkü umut bazen bir ışık değildir.
Bazen karanlıkta açık bırakılmış bir kapıdır.
Oradan geçeceğini sanarak yıllarca aynı eşiğin önünde bekleyebilirsin.
Kapı açılmadığında kaderine kızarsın, zamana kızarsın, kendine kızarsın.
Oysa belki de yapılması gereken, kapının önünde biraz daha beklemek değil; başka bir yola bakmaktır.
Bunu geç öğrendim.
Fakat bazı gerçeklerin geç gelmesi, değersiz oldukları anlamına gelmiyor.
Şimdi geçmişe dönüp baktığımda, taşıdığım her şey için pişman değilim.
Çünkü o yüklerin arasında sadece gerçekleşmeyen dilekler yoktu.
Onlarla birlikte büyüdüm.
Sabretmeyi öğrendim.
Beklemenin neye benzediğini gördüm.
Bir sözün yıllarca zihinde nasıl yankılanabildiğini öğrendim.
Bir ihtimalin, gerçekleşmiş bir hatıradan daha uzun yaşayabileceğine şahit oldum.
Yine de artık sırtımı geçmişe vermek istemiyorum.
Dar ağacında kalan her umudun ipini çözmek zorunda da değilim.
Bazı şeyleri kurtarmadan bırakmak gerekiyor.
Bazı düşlerin arkasından koşmamak, onlara ihanet sayılmıyor.
Bazı kapıların önünden dönmek yenilgi değil.
Bazı vedalar kaybetmek değil; kendine geri dönmenin başka bir biçimi.
Şimdi önümde yeni bir yol var.
Bu kez sırtım boş.
Heybemde başkasının sözü yok.
Gerçekleşmemiş vaatler yok.
Yıllardır “bir gün” diye sakladığım cümleler yok.
Benden sürekli biraz daha sabır isteyen o eski beklentiler de yok.
Yalnızca ben varım.
Bir de henüz yazılmamış günler.
İlk defa onlardan ne isteyeceğimi bilmiyorum.
Belki de güzel olan tam olarak budur.
Çünkü hayatın bundan sonraki sayfalarını doldurmak için geçmişteki umutların hamallığına ihtiyacım yok.
Dün gerçekleşmedi diye yarın da aynı kaderi taşımak zorunda değil.
Dar ağacında sallanan umutlarıma son kez baktım.
Sonra arkamı döndüm.
Onları kurtarmadım.
Onlarla birlikte kendimi de asmadım.
Yürüdüm.
Çünkü bazı yollar, ancak sırtındaki yükü bıraktığında başlıyor…✒️🕊️🍂🙂↔️
Kayıt Tarihi : 9.08.2026 13:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!