Kuru bir dalda iz bırakıp giden bir karınca var
Kıyı boyunca insandan kaçıyor ışıklar
Esrarlı, erişilmez ve sisli seviyorum o beldeyi
Diyordun bana kalbimde hatırası var
Şimdi deniz kül rengi ve canlılıktan mahrum
Dudaklarında belli belirsiz bir acı
Solgun çehrende kuş sesleri var
Her daim benimdin hayatımın sertâcı
Şimdi ellerinde kan izleri var
Vahşi sarmaşıklar ölü heykellere sarılmış
Birbirine sırtını dönmüş mabed aynaları
İnsanlık nehirde mecnun su damlacıkları
Bir müziktir gece hatmilerinin bağını çözmekte
Mutlu anların bakır rengi şavkı yoktu artık şehirde
Sonsuz yalnızlıklar şevkle dönüyordu benliğimde
Gökyüzü bile zincirlenmişti, niçin mavi kaldın diye
Dondurucu bir sis, yoksulluk yuvası, ekmek parası
Puslu hücrenin daralan duvarları ve prangalı havası
Hayallerden bir sessizlik örülmüştür geceleri
Zaman bükülüyor içimde duyuluyor heceleri
Yılmadan gaddarca sayıklayan saatin
Yalnız kendisinin anladığı kırık dökük sözleri
Güneşin ışığında oynaşan toz zerrecikleri
I.
Hey sen, ne arıyorsun bu sarp ve ıssız geçitte
Hermes bile susar bu meşum ve yitik vakitte,
Persephone dönmektedir toprağın kadim sinesine
Moldau’nun Smetana’lı gamlı kıyısında
Ve Rudolfinum’un romanesk akşamında
Ne şimşekler çaktı
Ne duygular aktı
Ne gemiler battı
Ne yaşlar parladı o yosun gözlerinde
Ne zindanlar karardı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!