Her gece yatıya kalıyor sana bedenim ve geziyoruz sabaha yakın, yalın ayak , kemikleşen bedenlerin üstünden…
Kara giyimli kadınların ak mendilleri,
Azizlerin korkuları ,yanı başında biten rahibelerin umutsuz bekleyişleri. Hepsi aynı bahçenin arkasında unutulmuş…
Her şeyi, herkesi yitirmiş olmanın acısıyla, durmadan eziyorum bu ölü toprağı. Ezdikçe eziliyorum. Acım toprak altında, ben üstündeyim, yetişemiyorum sana…
Bir Kaçıştı Zamanın Seni Çekiştirdiği
Düşüverdin yağız yer üstüne,
Kalbinin bağı düğümlendi,
Acıya dolandı, öylece kaldı.
Başlandı unutturulan her şey, Hatırlamakla. Değişmez ete bürünen kemik Dövünen su havanında
Hem değişmese de bu rüyalar
Kim öğretti sana ?
Toprağı kanla sulamayı
Oradasın,
Aynı yerde
Elinde baş kesen bir taşla
Tanrıya el açılan bir adaksın diyorlar .
Tanrı tanımaz rüyalar.
Kaçıyorum,
kendimden,
Ama neden?
Kara kış ağzında
çiğnetiyor ürpertisi
ruhumu
Sabaha karşı
Gövdemi aşan ellerim,
Kin kuyusu bakraçlarda,
Ölümün sunağından
Göğe boylayalı çok oldu baba
Bırak, arama!
“Zaman küçülten bir devdir,” diyor cüce kadın.
Anımsıyor,
Ele sığmaz şekerleri,
Avluya sığan dünyayı,
Sinesinde uyuduğu, dev kadın dünyayı …
Doluşun heybeme
Sabaha kor var
Doluşun
Bağlanıyor karalar
Toprağa
Sappho !
Hangi uçurum engel,
Ruhunun narkissos’un aksiyle buluşturmaya ?
Eril bir iniltiyle
Göğüslediğin ,
Geldim, evet.
Düşmemiş Âdemlerden,
Uçarı elmalardan,
Ekşimtırak kadınlardan.
Hiç bulanmadan çamura,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!