Göz göze bir geldik mi
Yalım yalım tutuşur kardan örtüler
Yaklaşan güneşin altında
Açar kollarını pencereler
İyiliğin yolları boyunca
Açılır kuşlar açılır eller
Günler açılır geceler açılır
Uçsuz bucaksız gökyüzünde
Açılır yıldızları çocukluğun
İnceden bir türkü ağızlarında
Göz göze bir geldik mi
Alır başını gider korku
Saklanır körpe çimenlerde
Ölü tapınaklarda böğürtlenler
Çekerler kuytu gölgeden yemişlerini
Kızıl kara ateşli
Şarabı köpürür toprağın
Uçan arıların başı döner
Köylüler der bir ağızdan
Böyle güzel yıl görmedikti
Göz göze bir geldik mi
Başlar damarlar boşalmaya
Öper dalgalar kumsalları
Aslanlar geyikler güvercinler
Bakarlar açık havaya içleri titrer
Görürler bahar gibi doğuşunu yavrunun
Can katar şehvete durmadan
Cömert ana verimli kadın
Gök toprak girer renkten renge
Doğuş karşı kor ölüme
Göz göze bir geldik mi
Tutuşur duvarlar geçmiş günlerle
Duvarlar yeni günlerle yanar
Dışarda toprak ana
Uzanır yatağında melek gibi
Yıkar gökyüzü şafakta
Çalgıcının gülen ağlayan yüzünü
Köleyle sultan başlar soyunmaya
Daldan yapraktan
Göz göze bir geldik mi
Sen güpegündüz ben karanlık gece
Bir fısıltı bir istek ne yana baksan
İlk ve son düş ha doğdu ha doğacak
PAUL ELUARD
Çeviren: A.Kadir – A.Bezirci
Kayıt Tarihi : 15.12.2006 16:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




beğeni ile okudum
dilinize sağlık
geçtiğimiz yüzyılın miladi doksan senesi ve
aylardan cemaziyelahirdi hicri takvimde,
beyazıt meydanı puslu ve fatih meydanı çeşmesi,
buz gibi akıyordu;
adı konan yol arkadaşlığının ilk adımlarında…
special bir ekmek arası döner kadar peltekti züğürtlüğüm,
o kubbet-ül hadra pardesünün yanına yakıştırırken yaradan,
anılara kardığımız o ağacın altında saatlerce dinmeden
sağnak sağnak yağıyordu aşk…
paytak penguenim,
siyah ve kıvırcık saçlı dalgalarıyla geliyordu üstüme,
yüzme bilmediğim umman,
hem şiire hem gazeleydi teyipte çalan el konulmuş şarkılar,
ama işte ve bir ama daha ki,
ekmeğimize peynirden başka katık bulamayacağımızı,
seziyorduk bir ömür boyu, fukaralığı ilk böyle sevdik…
merdivenköy mezarlığına defnedilirken,
bağışlanmış yüz bir gram mihrin akid anı,
buza kesmiş bir ekimin otuzunun üstünden,
daha kaç ay geçmişti ki…
ve anlıyorduk ki yazgımız yokuş sökmeye yazılmıştı,
yine de o zarif medine gülü kokulu lisanın siniyordu iliklerime,
çekirdekleriyle yediğine şaşıp karpuzu,
dudak büküyorken beraberce çıktığımız hayat yolunun
ilk metrelerinde; ardımızda kalan senelerden sonra,
karpuzu çekirdekleriyle yediğimi fark edip gülümsüyorum,
sana göstermeden tebessümümü ve,
gün batımı sonrası kavislerini seyre daldığım,
lacivert gökyüzünde orucun ilk akşamı gibiydi kaşların…
bana, sürekli çayın soğuyor dediğin anlarda,
şiirler yazıyordum sana,
gözlerinin derinliklerine gizlediğin hüznünü,
göz pınarlarında ne nem ne de rahmet var diye
düşünerek göremediğim ve tipiye tutulduğumuz
yaşamın daha ilk dönemecinde ayrı iklimler ve
gayrı di/yârlara savruluşumuza seyirci
ve aciz kaldığım için üzgünüm ve evet,
o kırık dökük akşam saatlerinde gözlerimi
gözlerinden kaçırdığım için de çok
üzgünüm…
yasin sütleriyle emzirdiğin güzel ve nurlu iki kuzun,
ömrümüzden hiç çıkmıyorsun diyeceklerdi sana,
küçücükken ellerinden tutarak attıkları ilk adımları,
ve hastayken başucunda ağladıkların,
ödevlerine yardımların,
ve kaybolduklarında bulmaların onları,
hep hatırlarında kaldı…
başlarken her güne ilk ibadetin,
evvela adıyla anmaktı allahı ve sonra
melekleri oldun kanat kanat yanlarında,
ilerlerken okullarına adım adım,
leylak kokulu sabahlarda, lacivert akşamlarda,
rahman ve rahimden mülhemdi merhametin onlara,
ne gelirse başına, iyilikler ve hüzünler;
paylaşıyordun fırından yeni çıkmış bir ekmeğin
buğusunca ey aziz ana;
kuzularınla ve hatalarını,
en zarif bir biçimde örtendin insanca…
hayatın aslında bir oyun olduğunu öğrettin ilk onlara,
beş mevsim…
canları yandığında zaman zaman ve ağladıklarında,
ki güneşte kalıp erise bile kardan adam ve kardan kızları,
ah elinde bir sepet ve sepetin içinde oyun olsaydı yaşamak,
der gibi okşardın başlarını akşamüstleri oyun dönüşü yuvalarına,
…kilometreler ayıramaz insanları aslında,
simetrikçe birleştirir belki telefon telleri gibi hatta;
ama, milimetrelerse ayıran insanları,
bir yazgıdır işte bu, beterin beteri…
sevgi ile kuruldu bütün alem bilirsin,
en yüceler yücesinden, insanlara lütuftur sevgi ve,
geçilmez sevgisiz hayatın çileli yollarından,
içilmez sevgisiz ebedî hayat pınarından evet,
saygı da sevginin yol arkadaşıdır malumun,
ayrılır saygıyla sevgilerin en durusu taşkınlardan,
yaşamak istiyorsak iki cihanda özgür ve aziz,
girelim saygı ve edeple yaradanın hak yoluna,
ırmak olup akalım yaradanın pak yoluna…
asırlar ve doğulu ve batılı coğrafyalar ötesinden gelen gür sesin,
çağırır bu asrın merhametsiz ve sevgisiz
ve muhabbete susamış ve hoşgörü fukarası insanlarını,
gül kokulu insanlar olmaya…
umut kapına davetinde,
bir tek insanı bile ayrı tutmadın sen,
gözpınarlarından içine akıyordu sessizce,
insana aşkınla göz yaşların ve işaret ederek,
allah yolunda olmaya, kuran talebelerini…
anaların anasısın, yüreğini gökyüzüne yıldız yıldız
savurduğun nurlu gecelerin sabahlarında sen ve
tan yerisin analığın, kandilsin;
bir mücahidin karanlığı boğan,
cehd içreliği gibi…
mülkiyeli bir başörtülü olduğun için ayağına bağlanan
prangaları kıran iffetin ve duruşundaki görkemin,
gönlümde şenlik,
öteki mahalledekilereyse iliklerinde korku ve
beyni ve kalbi köleleştirilmiş zavallılara ilham oldun
bir dava kadını olarak,
ortaya koyduğun hakikatli temsille,
yuvamızın aşkısın ve kızıl goncası hiç solmayacak…
asırlardır memleketin üstüne çöreklenmiş,
zalim karanlıklar içinde ağaran sabah,
ve bunca zamandır şu kavruk anadolunun,
çatlamış topraklarına akan irfan ırmağı,
bilginin elmas pırıltısı ve zümrüt ışıltısı,
evlatlar yetiştirdin,
emanetlerinin gözlerinden saçılan ışıl ışıl umut,
yorgun düşenlerin elinden tutan gayret ateşi,
üşümüş yüreklerin beklediği imdat güneşi,
pis kokulu balçıkları yıkayan iri taneli yağmur,
ve yeri göğü bürüyen masmavi ışık hüzmeli misk oldu;
kuzularının sessizliği bile…
onlara; cesaret veren erdemli özgürlük nefesinle,
aydınlığa kavuşmak için yola çıkışlarında rotaları,
ötelerin ötesine filiz açan imanlı yüreklerine kanat geren,
taşıdığı değerin farkındaki yavrularının kişilik mimarı
ve kimseden teşekkür beklemeyen asil bir anasın sen…
mahperi rüzgarın esiyor merhametli kollarının arasından,
ve kitab-ı kadim sinmiş sesin geliyor kulaklarımıza derinden,
yüreğinin yaban gülleri, kızıl deniz gibi dalgalanıyor hayatımızda…
dalları senin şarkını söyleyen ağaçlar,
kanaatle yıkanan kokusuyla çiçek açar baharda,
dört yanın cennet bahçelerinin hayaline ilham verir;
yağmurlar senin için yağsın, güneşler senin için doğsun ve
allah razı olsun;
dağlarında şafaklar sökerken çoktan uyanmış
kuzularının öz vatanı kalacaksın ebediyen…
evet sizi refikam olarak seçmiş olmamın nedenleri,
çok açık…
asırların üst üste bozgunlarıyla yorgun düşmüş
bir mazlum milletin; anavatanına atayurduna göz diken,
şeytanla kol kola girmiş küfrün vahşilerini,
eli kanlı ve kalpleri kararmış zalim sürüsünü,
zifir ve kahpe hayallerini kabusa çevirerek dize getirip,
hakkın, güzel ahlakın, vicdanın, adaletin ve irfanın
nasihat kilidini evlatlarına miras bırakıp,
dirilişin, kanatlanan umutların,
bembeyaz söken şafakların, masmavi ufukların,
ölümsüzlüğün tılsımını ve kutlu fetih kapılarının
açıldığı ruhta evlatlar yetiştirmekti el ele;
ki çok şükür verdiklerine de bu manada yaradanın…
yolculuğumuz boyunca bütün tercihlerinde,
ölçülü olabilmek için ne kadar özen gösterdiğine,
şahidim…
yarınlar ve yoksulları da düşünen kalbinle,
bereket noksan olmadı hiç kapımız ve yuvamızdan,
ve bundan ömrümüz ve neslimiz de nasibini
almayacak sananlar aldanacaktır…
zaman, sağlık ve gençlik israfından kaçınmayı öğrettin bana,
ki keza en büyük israf ve en kötü ziyanınsa,
ömrün boş işlerle heba edilerek,
gündelik avuntularla yaşanılması olduğunu,
sende gördüm,
en acı ve çift kutuplu pişmanlıkların,
geçmişi artık geri getiremeyeceğini de…
elli dördüncü doğum günün kutlu olsun,
sakaryanın soylu, mevlanın kul kadını;
hakkın neyle ödenir bilmiyorum…
hayatıma verdiğin ömrün ve,
ömrüme verdiğin bir çift hayat için,
teşekkür ederim…
sakarya, 25 nisan 2026 cumartesi
Akbabalar üşüşmemiş, üstüne
Şiirin...
"1 Mayıs" böyle olsun
Böyle kutlansın dilerim,
"Göz göze, diz dize insanlar"
Üretenler
Emekleriyle yeryüzünü aydınlatanlar...
Tebrikler şiire, günün önemini anımsatanlara...
TÜM YORUMLAR (13)